Çocuklara Özel Yemek Yeme Adabı

Zamâne çocuklarının tek başına, ekran karşısında bazen şuursuzca yemek yediği, yemek beğenmediği mâlumdur. Bir âilede en az bir öğün toplu yemek yenilmelidir. Çocuk, sofra kültürünü âileden öğrenir. Evin en büyüğünden evvel kimsenin yemeğe başlamaması, sabırla beklemesi sağlanmalıdır. Bunu sağlayacak en önemli kişi, evin hanımıdır.

Okul öncesi dönemde bulunan çocuklar, âilelerini birebir taklit ederler. Âilenin bir nevî aynasıdırlar. Biz nasıl yemek yiyor, su içiyorsak, çocuklarımız da bizi temsil ederler. Bu yaşta alınan eğitim, ömür boyu kalıcı olur, insanın hayatına işler, onunla bütün olur.

SAĞ ELLE YEMEK YEMEYİ ÖĞRETMEK

Çocuklarımız daha yaşına girmeden kendi kendine yemek yemeye heves ederler. Çocukların yaş ve sağlığına uygun kaşık-çatallar eline verilerek bu hevesleri davranışa dönüştürülebilir. Bu noktada bilhassa biz hanımların yaptığı en büyük hata, kaşık/çatalı çocuğun sol eline vermektir. Çünkü karşımızda oturan çocuğa sağ elimizle bir şey vermek kolaydır. Bu, onun sol eline denk gelmektedir. Bu sebeple özellikle anneler, çocuklarına sağ el kullanmayı öğretmelidir.

TABAĞI SIYIRMA SÜNNETİ

Kimi çocukların yaratılıştan sol tarafları kuvvetlidir. Yeme-içmede mümkün olduğunca bu çocukların sağ elini kullanması sağlanmalıdır. İster yemek âdâbında, ister diğer âdâb-ı muâşeret kurallarında, çocuklara Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i merkeze alan bir anlayışla yaklaşılmalıdır. Tecrübelerimiz göstermiştir ki, bu anlayış, çocukta hem Peygamber sevgisini yeşertip artırmakta, hem de bu âdâbı kolayca severek uygulamasını sağlamaktadır. Meselâ bir tabak sıyırma sünnetinde, “Peygamber Efendimiz bir parça ekmek koparıp tabağını tertemiz sıyırırdı.” diyerek âilede tabak sünnetleme yarışı yapılabilir. Anne-baba, sofraya oturmadan evvel ellerini yıkamalıdır ki, çocuk da bunu görsün ve uygulasın.

YEMEĞE ÜFLEMEME

Zamâne çocuklarının tek başına, ekran karşısında bazen şuursuzca yemek yediği, yemek beğenmediği mâlumdur. Bir âilede en az bir öğün toplu yemek yenilmelidir. Çocuk, sofra kültürünü âileden öğrenir. Evin en büyüğünden evvel kimsenin yemeğe başlamaması, sabırla beklemesi sağlanmalıdır. Bunu sağlayacak en önemli kişi, evin hanımıdır. Anneler, tatlı dilleriyle bunu kolayca başarırlar. Çocuklara nâzikçe, tane tane, zamana yayarak “yemeğe üflememe, yemek beğenmezlik etmeme, sofrada ağzı açık yemek yememe, sofraya aksırıp öksürmeme” gibi nezâket davranışları öğretilir.

Beraber ya da ayrı ayrı yemekte, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mahzur görmediğinden, bilhassa küçük çocukların tabakları ayrılmalı, yemekleri soğumaya bırakılmalı, önlerinden yemeleri sağlanmalıdır. Yemeğe üflemenin sağlığa zararı mâlumdur.

Her çocuğun, hattâ her insanın damak zevki farklıdır. Bu sebeple çocukların yemeye direndiği gıdalar, zorla yedirilmeye çalışılmamalıdır. Günümüzde bir sebze yemeği furyası almış başını gitmekte… Çocuklarımızı her türlü gıdayla beslemeli, moda takıntılarıyla onların yemek zevkleri dumûra uğratılmamalıdır.

YEMEĞE BESMELE İLE BAŞLAMALI

Yemeğe besmele ile başlanmamışsa, “Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî” duâsı sesli tekrarlanır. Hattâ çocukların hoşlanacağı şekilde sesli ve toplu besmele çekilmeli, duâ yapılmalı, “Unuttum, hatırlat!” gibi oyunlarla yemek zevkli hâle getirilmelidir. Okullarda da öğretmenler yemek/kahvaltı saatlerinde mutlaka öğrencileri ile olmalı, besmelenin toplu çekilmesi sağlanmalı, çocuklara çok uzun olmayan, tercihen anlamaları için Türkçe bir yemek duâsı öğretilmeli, bunu sabırla, zamana yayarak yapmalıdır. Öğretmen yemek saatinde mutfakta öğrencilerin arasında dolaşmalı, çocuklara uygun davranışı göstermeli, yardımcı olmalıdır.

Çocukların midesi ufak olduğundan çabucak doyarlar, çabucak da acıkırlar. Bu sebeple sofrada tabağına yiyeceği çeşit ve miktarda gıda konulmalı, doyduğu zaman evin büyüğünden izin alarak sofradan kalkmasına anlayış gösterilmelidir. Yemekten önce olduğu gibi sonra da el ve ağzı yıkama sünneti mutlaka uygulatılmalı, çocuklar bu hususta kontrol edilmelidir. Bilhassa okul çocukları oyuna, etkinliğe ve derse yetişme gayretiyle ağızlarında son lokmayı çiğneyerek sınıfa gelebilirler. Bu çocuklar, mutlaka uygun bir dille lavaboya yollanmalı, gerekli temizliği yapmaları sağlanmalıdır.

Kaynak: Fatma Çatak, Şebnem Dergisi, 155. Sayı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.