Cenini Düşürmek Caiz midir?

İslam hukukunda cenine müdahalenin hükmü nedir? Cenini düşürmede özür sayılan durumlar.

Meni rahme yerleştikten sonra nutfe veya alaka (kan pıhtısı) durumunda iken bir ilaç veya başka bir yöntemle düşürülmesi konusunda İslâm bilginleri arasında görüş ayrılığı vardır.

Ceninin özellilkle ilk 1,5-2 aylık dönemde kan pıhtısı durumunda iken düşürülmesi Hanefîlerden Mâverâünnehir âlimlerine ve bazı Şâfilere göre özür olsun veya olmasın caiz görülmüştür.[1] Ancak Hanefîlerde tercih edilen görüşe ve Gazali ve İbn Hacer el-Askalânî gibi âlimlere göre bu durumda özürsüz düşürme caiz değildir.[2]

Ancak meşrû bir özür bulununca kan pıhtısı durumundaki cenini ilaçla düşürmekte veya onu aldırtmakta bir sakınca yoktur.

CENİNİ DÜŞÜRMEDE ÖZÜR SAYILAN DURUMLAR

İbn Âbidîn (ö. 1252/1836) yukarıdaki durumda cenini düşürmede özür sayılan durumları şöyle belirlemiştir.

  1. Gebelik yüzünden kadının hastalığının artması veya ölüm tehlikesinin bulunması.
  2. Çevrenin çok bozuk olması yüzünden doğacak çocuğun İsâmî ahlâk ve terbiye ile yetiştirme zorluğunun bulunması,
  3. Yoksulluk ve zarûretin hüküm sürmesi. Gebe kadının süt emen bir çocuğunun bulunması ve gebelik yüzünden süt kesilirse, babanın çocuğa süt anne tutma gücünün olmaması da bir özür sayılmıştır.[3]

Dipnotlar:

[1]. el-Fetâvâ’l-Hindiyye, V, 356. [2]. İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr Beyrut, t.y. II, 380. [3]. İbn Abidîn, age, II, 380; ayrıntı için bk. yukarıda «Doğum Kontrolü (Azil)» konusu.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

DOGUM KONTROLÜ CAİZ MİDİR?

Doğum Kontrolü Caiz midir?

ÇOCUK DÜŞÜRMEK GÜNAH MI?

Çocuk Düşürmek Günah mı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.