Cenaze Namazının Sünnetleri

Cenaze namazının kabul olması için gerekli şartlar nelerdir? İşte cenaze namazıyla ilgili hükümler...

Cenaze namazının sünnetleri dörttür:

a) İmamın, cenazenin göğsü hizasında durması,

b) İlk tekbirden sonra, “ve celle senâüke” ilâvesiyle birlikte “sübhâneke” duasını okumak. İlk tekbirden sonra dua niyetiyle Fâtiha sûresinin okunması da caizdir. Ancak Şâfiî ve Hanbelîler’e göre Fâtiha’nın okunması bir rükündür. Delil, İbn Abbas’ın, cenaze namazında Fâtiha okuması ve “bunun sünnet olduğunu” söylemesidir.( Buhârî, Cenâiz, 66 .)  Mâlikîler’e göre, Fâtiha’nın okunması tenzîhen mekruhtur.

c) İkinci tekbirden sonra, “salli-bârik” dualarını okumak,

d) Üçüncü tekbirden sonra ölüye, kendisine ve diğer müslümanlara dua etmek. Duanın âhirete ait olmasından başka bir şart olmamakla birlikte, Hz. Peyggamber’in yaptığı dualardan derlenen aşağıdaki duayı yapmak daha güzeldir.

“Allâhümme’ğfir li hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve zekerinâ ve ünsânâ ve sagîrinâ ve kebîrinâ. Allâhümme men ahyeytehû minnâ fe ahyihî ale’l- İslâm, ve men teveffeytehû minnâ fe teveffehû ale’l-imân. Ve hussa hâza’l-meyyite bi’r-revhi ve’r-râhati ve’l-mağfirreti ve’r-rıdvân. Allâhümme in kâne muhsinen fe zid fî ihsânihî, ve in kâne müsîen fe tecâvez anhü, ve lakkıhi’l-emne ve’l-büşrâ ve’l-kerâmmete ve’z-zülfâ, bi rahmetike yâ erhame’r-râhımîn.” (Anlamı: Allah’ım! Dirimizi, ölümüzü, burada olanımızı, olmayanımızı, erkeğimizi, kadınımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü bağışla. Allah’ım! Aramızdan yaşatacaklarını İslâm üzerine yaşat, öldüreceklerini iman üzere öldür. Bu ölüye de kolaylık ve rahatlık ver, onu bağışla. Allah’ım! Bu kişi iyi bir kimse idiyse, sen onun iyiliğini artır; eğer kötülük işleyen birisi idiyse, günahlarını bağışla. Onu güven, müjde, ikram ve rahmetine yaklaştır. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah’ım!)( Ebû Dâvud, Cenâiz, 54, 56, H. No: 3201; Nesâî, 38, 77; İbn Mâce, Cenâiz, 23)

Eğer cenaze kadınsa “ve hussa”dan sonraki zamirler müennes okunur. “Hâzihi’l-meyyite.. in kânet muhsineten fe zid fî ihsânihâ ve in kânet mussîeten fe tecâvez an seyyiâtihâ ve lakkıha’l-emne...” gibi.

Bu duaları bilmeyenler kolayına gelen başka uygun dualar da okuyabilirller. “Rabbenâ, âtinâ” duası bunlardan biridir. Şöyle de dua edebilir; “Allahümmağfir lî ve lehû ve li’l-mü’minîne ve’l-mü’minât” (Allahım! Beni, bu ölüyü ve bütün mü’minleri bağışla.)

Akıl hastası ve küçük çocuklar için istiğfar edilmez. Çünkü onların günahı yoktur. Onlar için, cenaze duasının “fe teveffehû ale’l-iman”dan sonrası yerinne, şu dua ilâve edilir: “Allahümme’c’alhu lenâ feratan, Allahümme’c’alhu lenâ ecran ve zuhran, Allahümme’c’alhu lenâ şâfian müşeffean” (Anlamı: Allahım! Sen onu bizim için önden gönderilmiş bir sevap vesilesi kıl, Allahım! Onu bizim için ecir vesilesi ve âhiret azığı eyle. Allahım! Onu bize ahrette sözü geçen bir şefaatçı eyle)

Bu dualardan sonra imam dördüncü tekbiri alır, sonra önce sağ tarafa, sonra da sol tarafa sesli olarak, cemaat ise gizlice selam vererek namaza son vermiş olurlar. Bu vâcip olan selâm ile ölüye, cemaate ve imama selam verilmesine niyet edilir. Cenaze namazının baş tarafına yetişemeyen kimse, hemen iftitah tekbirini alıp imama uyar ve diğer tekbirleri imamla birlikte almaya devam eder. İmam selam verdikten sonra geçirdiği tekbirleri birbiri ardınca kaza eder, bu tekbirler sırasında herhangi bir dua okunmaz.

Birkaç cenaze varsa hepsine ayrı ayrı namaz kılmak daha iyidir. Önce getirilenin namazı önce kılınır. Hepsi birlikte gelmiş ise halk nazarında daha faziletli olanınki önce kılınır. Hepsine bir tek namaz kılmak da yeterli olur. Bu takdirde cenazeler, geniş bir sıra halinde dizilir ve imam bunlardan birisinin göğsü karşısında durarak namaz kıldırır. Yahut cenazeler tek sıra halinde kıbleyle doğru uzunlamasına da konulabilir.

Namaz kılmak mekruh olan üç vakitte, yani güneş doğarken, tam tepedeyken ve batarken cenaze namazı kılınmaz. (Ebû Dâvud, Cenâiz, 50, 51) Ancak bu vakitlerde kılınmışsa kazası da gerekmez. Kabristanda ve cami içinde cenaze namazı kılınmaz, ancak; imam ve cemaatin bir kısmı cami dışında bir kısmı da cami içinde olarak kılmalarında bir sakınca yoktur. Namazı bozan şeyler cenaze namazını da bozar.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, İslâm İlmihali, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.