Cebrâil’in (a.s.) Meclisini Seçen Genç Kimdi?

Bir genç, iki meclis arasında kalıyor… Biri dünyaya, diğeri Cebrâil’e (a.s.) açılan bir kapıydı. Peki İbn-i Sîrin Hz. hangi yolu seçti ve bu tercih ona ne kazandırdı?

Yol ayrımında bir tercihte bulunmak… Neticesine ömür boyu katlanacağın bir tercih… Dünya hayatına olduğu gibi âhirete de yön verecek, buradaki mevkiini tâyin ettiği gibi ebediyet âlemindeki mevkiini de tayin edecek derecede mühim ve riskli bir tercih. Âcil olanı istemek, hemencecik arzuna nâil olmak veya istikbâlin gergefini dokumak. Günü, seneyi, ömrü kurtarmak veya sonsuzun inşasına çalışmak. Ya da ikisini de bir arada götürmek. Hayatı rahatlatmak, kolaylaştırmak, refâhı artırmak, bununla birlikte ebediyeti hiç düşünmemek. Veya ebediyeti elde etme yolunda sıkıntı ve meşakkatlere katlanmak. Ya da ikisini de gülbahçesi hâline getirmek. En güzeli ve herkesin istediği de budur. Ancak bu çok nâdir rastlanan bir hâl olduğu için daha çok diğer iki ihtimal üzerinden gidelim.

Hayatının baharında bir genç, tecrübesinin azlığına rağmen büyük bir tecrübe gerektiren tercihlerde bulunmak, karar vermek durumundadır. Bu güçlüğün üstesinden gelmenin en emniyetli yolu tabii ki tecrübe sâhibi kimselerle istişarede bulunmak, bir bilene sormaktır. Hayattaki mühim yol ayrımlarından biri olan meslek seçiminde buna daha fazla dikkat etmek gerektiğinde şüphe yoktur. Herkesin tabiatına, imkânına, meyline ve muhabetine göre bir meslek seçmesi gerektiği malum. Bu tercihi yaparken bazı kriterleri kullandığı da bir hakikat.

CEBRÂİL’İN (A.S.) MECLİSİNİ SEÇEN GENÇ: İBN-İ SÎRİN’İN İBRETLİ TERCİHİ

Hayatın bir düzen içinde devamı, bütün mesleklerin icrâ edilmesini gerektirdiği için, dünya üzerinde her türlü işi yapan insan muhakkak bulunacaktır. Aksi takdirde dünyanın helâki kaçınılmaz olur. Ancak ileri görüşlü, dûr-bîn bakışlı ve akıllı bir insanın, istikbâlin mâmur edilmesine en fazla yardım edecek mesleklere girmesi beklenir. Allâh’ın yoluna, cennet istikâmetine, Cebrâil’in -aleyhisselam- meclisine, hayır ve bereket tarafına gitmesi ümid edilir. Zâhire aldanmayıp görünmeyen kıymetleri hissetmesi istenir. Herkesin rağbet ettiği, yapılması kolay gelen ve nefsin hoşlandığı yollara gitmesi düşünülemez. Meşakkatlerle dolu da olsa, dünyevî getirisi az da olsa o, iki dünyasını da mamur edecek, ebedî kazançlara sebep olacak şerefli bir meslek seçer. İbn-i Sîrin -rahmetullâhi aleyh- böyle bir tercihini bize nakletmektedir:

“Mescid’e girdim baktım ki Semîr bin Abdirrahmân kıssa anlatıyor, Humeyd bin Abdirrahmân da ilim öğretiyor. Bunların hangisinin halkasına oturayım diye düşünürken beni bir uyuklama aldı. Rüyamda biri gelip: «Hangisinin halkasına oturayım diye düşünüp duruyorsun. İstersen sana Humeyd’in yanında oturan Cebrâil -aleyhisselâm-’ın mekânını göstereyim!» dedi.” (Dârimî, Mukaddime, 32)

Tabiî İbn-i Sîrin Hazretleri bu kavşakta ilâhî bir lutufla Cebrâil -aleyhisselam- meclisini tercih etti ve ismi kıyamete kadar yâdedilecek büyük bir âlim oldu.

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri ilim yolunu tercih ettiği için dâima Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in rahle-i tedrîsinde bulunurdu. Diğeri de geçimlerini temin için çalışır, ilim yoluna fazla iltifat etmezdi. Dünya işlerine dalan kardeş bununla da kalmayıp bir gün geldi kardeşini Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şikâyet etti. Belki de, üretime katkısı olmuyor, bir iş yapmıyor, ilim karın doyurmuyor gibi düşünceler geçirmişti içinden. Belki de kardeşinin boş işlerle meşgul olduğunu düşünüyor, “dünyaya faydası olmayan şeyi ben ne yapayım” diyordu.

Sevgili Peygamberimiz ona şu izahatta bulundu:

“−Belki de sen onun yüzünden iş buluyor ve rızıklandırılıyorsun.” (Tirmizî, Zühd, 33)

Madalyonun bu yüzünü görmek zor. Çok şükür ki Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- nebevî beyanları ile bu hakikati ifade buyurmuşlar. Hatta ilme teşvik etmek ve bize ilmin kıymetini anlatmak için şöyle de buyurmuşlar: “Kim ilim tahsîli için yola çıkarsa, dönünceye dek o Allâh yolundadır.” (Tirmizî, İlim, 2) “Kim ilim talebiyle bir yola girerse Allâh ona cennetin yolunu kolaylaştırır.” (Tirmizî, İlim, 2)

Hayatı Allah yolunda geçirmek, cennetin yoluna şimdiden adım atmak ne kadar güzel. “Erken çıkan yol alır.” derler. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- tarafından “Cennet bahçeleri” olarak vasıflandırılan ilim meclislerinde cennete doğru erkenden yola çıkmayı kim istemez. Bu yolda hızla ilerlemek kimin reddedeceği bir iştir.

Büyükler, “Allah katındaki kıymetini anlamak istiyorsan O’nun seni hangi işle meşgul ettiğine bak” demişler. Demek ki Allah kullarını katındaki değerine göre bir meslekle meşgul ediyor. Bunların zirvesinde ise herhâlde ârif âlimler yer alıyor. Çünkü Allah Rasulü -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “Allâh bir kimse hakkında hayır murâd ederse onu dinde ince anlayış sâhibi bir âlim kılar.” buyurmuş. (Tirmizî, İlim, 1)

Derin ve mütebahhir bir âlim. İlmi, irfânı ve ameli kâmil bir insan. Sudaki balıkların, havadaki kuşların, semâdaki meleklerin bile kendisine gıpta edip hayır duâda bulunduğu bahtiyar bir kul. Şeytanın kendisini gördüğünde kaçtığı bir hayat pınarı. Bu sebeple medeniyetimizde, “Âlimin ölmesi âlemin ölmesi” “Âlimin sükûtu âlemin sükûtu” olarak telakkî edilmiştir. Demek ki âlim, âleme bedel bir insandır.

Öyleyse İbn-i Mes’ud -radıyallâhu anh-’in çağları aşan şu çağrısına kulak verelim: “Ortadan kalkmadan önce ilme sarılınız. Onun ortadan kalkması ilim sâhiplerinin yok olup gitmesidir. İlme sarılın, çünkü bir insan ona ne zaman muhtaç olacağını bilemez…” (Dârimî, Mukaddime, 19)

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

İLİM MECLİSLERİNİN FAZİLETİ

İlim Meclislerinin Fazileti

İBN SİRİN (K.S) KİMDİR?

İbn Sirin (k.s) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.