Büyüklere Saygı ve Hürmet Nasıl Olmalıdır?
Büyüklere saygı ve küçüklere şefkat göstermek, hem dünyada huzurun hem de ahirette mükâfatın anahtarıdır; Peki, bu hürmet nasıl ve hangi ölçülerle uygulanmalıdır?
İnsan, hürmete lâyık bir varlık olarak yaratılmıştır. (el-İsrâ 17/70) Kimseyi küçük görmemeli, insan olması hasebiyle herkese kullanılmalıdır. Atalarımız, “Her geceyi Kadir bil, her geçeni Hızır bil” demişlerdir. Böyle olduğu takdirde hayat, huzur ve saâdetle dolar. Bunun tersine, bir millette ve âile fertleri arasında hürmet ortadan kalktığında onun yerine ihtilâf, çekişme, huzursuzluk, kin ve düşmanlık gelir. Hürmetsizlik netîcesinde insan büyüklerinin teveccühünü, akranlarının ise saygısını kaybedenler. Küçük ve zayıfların da azim ve ümîdini kaybetmelerine sebep olur. Kısaca:
BÜYÜKLERE HÜRMET, KÜÇÜKLERE ŞEFKAT NEDEN ÖNEMLİDİR?
Kazananlar hep saygı ve hürmet sâyesinde kazanılmış, kayıplar de saygısızlık ve kibirleri nedeniyle kaybedilmişlerdir.
Bununla birlikte, insanların toplumdaki saygınlıkları farklılık arzedebilir. Bu durumda bir âlime câhil gibi, bir büyüğe küçük gibi, bir yöneticiye sâde vatandaş gibi davranmak büyük bir dengesizlik oluşturur. Onun insanın, toplumdaki yeri ve konumuna uygun şekilde muamele edilmesi onun en tabiî hakkıdır. Peygamber Efendimiz (sav):
“İnsanlara mevki, makam ve seviyelere göre muâmele ediniz!” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, 20)
Peygamber Efendimiz'in (sav) meclisi anlatılırken şu ifâdelere yer verilmektedir:
“...Onun meclisinde bulunan herkes eşit muâmele görürdü. Birbirlerine karşı üstünlükleri ancak takva ileydi. Hepsi de mütevâzî idiler. Büyüklere hürmet ederler, küçüklere şefkat ve merhamet gösterirler, ihtiyaç sâhiplerine öncelikle ilgi gösterir, beklentileri karşılamaya çalışırlar, garib ve yabancı kişileri korurlardı.”
Zîrâ Allâh Rasûlü (sav) şöyle buyuruyordu:
“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı gösterilmiyor, onların tanımayan kimse bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 15)
Kazananların hep saygı ve hürmetle yaşadığını söylemiştik. İşte bu güzel ahlâkın dünyâ ve ebedî hayatta kalmanın faydasına birer misâl:
Allah'ın sevgilisi Rasûlü şöyle müjdeliyorlar:
“Allah Teâlâ, ihtiyara saygıyı gösteren, yaşlılıkta hizmet edecek kimseler lutfeder.” (Tirmizî, Birr, 75)
“Ey Enes! Yaşlılara saygı gösterisi, küçüklere de şefkat et ki cennette bana arkadaş mümkün.” (Beyhakî, Şuab, VII, 458; Zebîdî, İthafu's-Saade, VI, 275; İbn Asâkir, III, 146)
Büyüklere gösterilecek hürmetin bazı tezâhürlerinden bahsetmek gerekirse ilk olarak şunları yazdı:
Herhangi bir yerde karlılaştıklarından küçükler büyüklere selam vermeliler. (Buhârî, İsti'zân 5,6)
Câmide ön safı büyüklere bırakılmalıdır. (Müslim, Salât 122)
Meclislerde küçükler yerlerini gönülden, sevabına inanarak, şiddetli ve isteyerek âlimlere ve büyüklere vermelidir.
Herhangi bir ikrâmda sağ taraf gözetilmek sûretiyle büyükten başlanmalıdır. (Müslim, Rü'yâ, 19)
Büyüklerin konuşması lâzım gelen husûslarda küçükler öne çıkmamalıdır. (Buhârî, Cizye 12)
Büyükler hakkında düşünceler, konuşma ve yazılarda hürmete riayet edilir.
Saygı ve hürmet gösterilecekler arasında büyükler yanında, ilmiyle âmil Kur'ân hafızları ve âdil hükümdarlar da bulunmaktadır. Hadis-i şerifte şu şekilde alınır:
“Saçı sakalı ağarmış Müslümana, okuyuşunda (teğannî ile) aşırı gitmeyip, ahkâmıyla amel eden Kur'an hâfızına ve âdil hükümdara saygı göstermek, Allâh Teâlâ'ya ölümcül saygı ve ta'zîmden ileri gelir. ” (Ebû Dâvûd, Edeb, 20)
Kullar içinde saygı ve hürmete en lâyık olanlar ise ana babadır.
Bununla birlikte saygıda, İslâm'ın tasvip içermediği aşırılıklardan uzak durulmalıdır. Allâh Rasûlü, muhtelif ülkelerde krallara secde edildiği Peygamber Efendimiz'in buna daha lâyık olduğunu düşünen ashâbına, böyle yapılmaması, secdenin sâdece Allâh'a gidebileceğini bildirmiştir. (Ebû Dâvûd, Nikâh, 40; Tirmizî, Radâ` 10; Ahmed, VI, 76)
Yine de kişinin karşısındaki kardeşi veya arkadaşının önünde eğilip eğilmeyeceğini soran bir kişinin Efendimiz: “Hayır, eğilemez” onayı. (Tirmizî, İsti'zân, 31)
Hürmetin maksadıyla birlikte ortaya çıkan aşırı derecedeki ifâdelerinden de işlemcilerin hızlanması gerekir. Hadîs-i şerîfte: “Birbirinizi (ölçüsüz bir şekilde) methetmeyin. Zîra bu durum (methedileni) öldür (gibi) dir.” satın alınmıştır. (İbn Mâce, Edeb, 36)
GÖZ VE BAKIŞIN ÂDÂBI: KALP VE AMEL ARASINDAKİ BAĞ
Gözün aynasıdır. Kalbini temiz tut ki gözlerin güzel ve rahat olsun.
Harama ve nâmahreme karşı bakış yum! (en-Nûr 24/30-31)
Hâin bakışlardan akıllıca sakın, zîrâ Allâh gözlerinin hâin bakışlarını bilmektedir ve hesâbını da soracaktır. (el-Mü'min 40/19) Çünkü kulaklara ve gözlere mâlik olan Allâh'tır. (Yunus 10/31)
Kaş göz işâretleriyle en fenâ bir günah olan gıybete düşme! Tahkîr edici bakışlarla Allah'ın mükerrem olarak yarattığı insan ve hatta hayvanlar dahi hafife alma, istihkâr etme! (el-Hümeze 104/1)
Hakkın olmayan bir nesne ve saklanması imtihan için verilen dünyâ malına göz dikme!
Günahını küçültme, iyiliklerini de büyük görme!
Gözünü Allâh'ın âyetlerine ve yarattıklarından ibret çalışmayı kapatma! (el-Kehf 18/101)
Kimseye nazar etme, gözünle nîmet sâhiplerinin ayaklarını kaydırmaya çalışma! (el-Kalem 68/51)
Konuşurken göz kaçırma!
Bir göstereni görüyor onu rahatsız etme!
Hakkı gör ve anla ki gözlerine perde indirilmesin.
Gözlerini Allâh korkusuyla ateşe alıştırmak ki onlara ateşe dokunmasın.
Farzlardan sonra bir de nâfilerle Allah'a yaklaş ki Allah'ın senin gören gözün olsun.
Gözünün şükrünü edâ et!
Onun hususu gözünün aydınlanması için Allah'a dua et!
Allah'ın emirlerini yerine getir ki, gözün aydın olsun!
Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!