Bu Duaya Amin Deyin

Yer değiştirmekle ser değiştirmeyen, yerini, yurdunu, her şeyini Sen’in yoluna seren, aşka aşkla yürüyen, ahlâkı ahsen, seri Sen… İşte böyle erlerden eyle bizi ne olur. Âmîn!..

Aslında aşk, düşülen değil, çıkılan bir şeydir. Çünkü zirvedir. Ona yükselirsin; lâkin tırmanmakta olan herkes düşebilir. Kimi düştüğü yerde kalır. Kimine ise vazgeçmeyip ümitle Rabbinin lûtfuna sarılmak, elleri ayakları kanaya kanaya da olsa tekrar tırmanmaya başlamak nasîb olur. İhlâsla inanan için düşmeler de çıkmalar da birer ikramdır. Aşk zirvesi, temizleri ister ve kibir, enâniyet gibi ağır kirler, genellikle düşmeler sırasında dökülüp gider. Bu vetirede (süreçte) duâ, vazgeçilmez yol azığıdır. Bu duâya da bir “Âmîn!” lâzımdır:

Rabbimiz! İnandık, îmân ettik! Ölene dek Ayneyn Tepesi’nde nöbet tutmaya ve her an namazda olmaya azmettik. Bizi, sinsiler karşısında firâset, zâlimler karşısında cesaretle, muvaffak eyle. Âmîn!

ÖZ İLE HAYSİYETE KIYMET VERENLERDEN, EYLE BİZİ

Hâli sözüyle uyuşmayan, kalbi sevginle buluşmayan, her zaman ve mutlaka muhâtabını suçlayan, kendisini hep en mâsum, hep en doğru sayan, kendi kendine kurduğu mahkemede, her istediğini sanık sandalyesine oturtup keyfince yargılayan gâfillerden etme bizi. Hayvânî vasıflarda ısrar edenlerden değil, insânî vasıflarda kemâle erenlerden, kabuk ile ete değil; öz ile haysiyete kıymet verenlerden, eyle bizi. Âmîn!

HUZUR VE SEKÎNET LÛTFEYLE BİZE

Örtümüzü atmadığımız, fikirsiz birer kukla olup iplerinde oynamadığımız, günde beş vakit secdeye baş koymayı bırakmadığımız, her işlerine alkış tutmadığımız ve “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Rasûlullah!” demeye doymadığımız için ifrit olan îmansızlar zümresinin zararından Sana sığınırız. Afili pozlarına rağmen iç dünyaları sürekli buhranlı, Sana âsî, hakîkate muhâlif, dünyaya sevdâlı zavallılardan uzak eyle bizi. Dilimize edep ver. “Her şey güzel olacak!” demek yerine, “Her şey zaten çok güzel ve olması gerektiği gibi.” diyebilmeyi; ânı hakkıyla yaşayanlara, hikmeti kalbiyle kavrayanlara ve Sana cân u gönülden bağlı olanlara lûtfettiğin huzur ve sekîneti lûtfeyle bize. Âmîn!

. ELHAMDÜLİLLÂH! DİYEBİLENLERLE EYLE BİZİ

“-Ne aptalız, ne körüz, ne de hâfızamızı yitirdik. Kimin ne olduğuna dâir dersimizi yaşayarak, bedeller ödeyerek tâlim ettik. Ne mâvi boncuk meftûnuyuz ne de çıkar kuluyuz. Alnımız secdeli, tarafımız besbelli. Haktan, haklıdan yanayız. Uluya balayız, düşmana belâyız. Elhamdülillâh!” diyebilenlerle eyle bizi. Âmîn!

Kimileri vefâtımıza sevinir. Sanırlar ki eksilip kalacağız. O kötü niyetlilerin haset yüklü bakışlarından ve münâfıkların art niyetli alkışlarından muhâfaza buyur. Her türlü diklenmeyi, ukalâlığı, saygısızlığı ve karalamayı kendilerine hak olarak gören, buna mukâbil, inançlı kullarının inandıklarını dile getirmesini bile saldırı, ötekileştirme ve dikta olarak kabul eden kimselerin zararından Sana sığınıyoruz. Bu zihniyet ki, onlara göre kendilerinin arsızca açması iyi niyet, mü’minlerin utanıp örtmesi art niyet. Onların zinâsı aşk, mü’minlerin aşkı riyâ… Onların günahları çağdaşlık, mü’minlerin ibâdeti bağnazlık… Onların fütursuzca saldırması meşrû, mü’minlerin meşrû müdâfaası haksızlık... Bu düşüncedeki insanların her türlü iftirâsından, ne olur esirge bizi. Âmîn!

SAMİMİ KULLARINDAN EYLEYİP KÜFRE KARŞI KAVİ KIL

Sen’in yolundan çıkmış olan bu zümreyi, şeytan bile kendi hâllerine terk ediyor. Bu sebeple küfür ehli hep kolayca tek yumruk olurken, îman ehli sürekli ayrılık belâsıyla boğuşuyor. Bizi, ihlâsını artırdığın ve böylece şeytanın her türlü saldırısından koruduğun samîmî kullarından eyleyip küfre karşı kavî kıl, Rabbimiz... Âmîn!

Birilerine mâkûl haklar tanındığında, kendi ellerinden hakları alınmış gibi rahatsızlık duyan kıskançlardan ve sürekli şikâyetlenip duran nankörlerden etme bizi. Her işin altında bir fitne arayan, olanı olmayanı nefsiyle yorumlayan, bilir bilmez konuşup şer kapısını zorlayan, edebe, mahremiyete saygı duymayan insanlardan etme. Sen’in emirlerine uyarak yaşamaya çalışanların varlığından bile rahatsızlardan, Sen’inle arası bozuk olduğu için iki cihanda da huzur bulamayacak ve etrafına huzur katamayacak bahtsızlardan etme bizi. Âmîn!

ŞÜKREDEBİLENLERDEN EYLE BİZİ

Sen n’eylersen güzel eylersin Rabbimiz! Makyajlar altındaki sivilceleri, maskeler ardındaki hakîkî çehreleri, doğruluk kılığındaki hileleri, hızla gün yüzüne çıkarıver. Bilmeyenlere bilme, görmeyenlere görme fırsatı lûtfet. Şer görünen işlerin arkasından, hayırların tebessüm edebileceğini fark edenlerden, zaferinden ders çıkaranları ve mağlûbiyetinden zafer çıkaranları ibretle seyredebilenlerden ve şükredebilenlerden eyle bizi. Âmîn!

BİZİ HUZÛRU, DAVASI, DEVASI VE İHLASI OLANLARDAN EYLE

Şu, “Ötekileştirmeyelim, ayrıştırmayalım!” gayretleri ne kadar da mânâsızdır. İnsanoğlu, yaratıldığından beri iki cephe vardır ve kim ne kadar bir arada tutmak isterse istesin, Hâbiller ile Kâbiller, zeytinyağının sudan ayrılması gibi birbirinden ayrılır. Bu, Sen’in kanunundur, değişmez. Hükmüne teslim olmayan huzur bulmaz, gelişmez. Her fırsatta kendisiyle, yani yarattığın hakîkatle çelişen kimseden dâvâ insanı olmaz. Dâvâsı olmayanın, devâsı da olmaz. Ne olur, Sen bizi, huzûru, dâvâsı, devâsı ve ihlâsı olanlardan eyle Rabbimiz. Âmîn!  

Doğru sözün hakkı, gereğinin îfâ edilmesidir. Bizi sadece kafa sallayanlardan değil, haklının hakkını verebilmek için gayretle çalışanlardan eyle. Ezanın hakkı da hürmetle dinlenmektir. Bu mühim vazîfeyi, bazen günlük konuşmalara, bazen şarkılara, bazen de iş temposuna dalarak ihmâl eden, böylece lâyık olduğu hürmeti esirgeyerek onu dinlemeyen ve hattâ işitmeyen her müslüman, farkında bile olmadan belki de “Ezanı Islıklayanlar” kervanındadır. Bizi böyle kötü bir kervana katılmaktan muhâfaza buyur ne olur. Âmîn!  

KUTLU ZAFER GÜNÜNÜN SEVİNENLERİNDEN EYLE

Bu ümmeti cephede mertçe savaşarak yenemeyeceğini anlayanlar, sinsiliği seçmiş; suyumuza, gıdamıza, evimize, odamıza sinmiş, îmanlarımızı zaafa uğratmayı ve fikirlerimizi bulandırmayı hedeflemiştir. Onlar başarılı olacakları zannıyla sevinedursun, İslâm çok yakında muzaffer olacaktır. Bizi o zaferin sebeplerinden ve o kutlu zafer gününün sevinenlerinden eyle. Âmîn!

UYANIK KALANLARDAN ET HEPİMİZİ

Herkesi, her anlayışı kucaklamak fikri kulağa hoş gelebilir; fakat ne tabiîdir, ne gerçekçidir, ne de ahlâkîdir. Sevincine bakıp sevineni, tebrik edenine bakıp tebrik edileni, destekleyenine bakıp destekleneni tanımayı, her yüze güleni, her kucaklamaya kalkanı dost sanıp aldanmamayı nasîb eyle. Ölmek, gülmek kadar tabiî iken, hiç ölmeyecekmiş gibi gülenlerden olmaktan koru bizi. Sana teslim olan üstündür. Öyle üstün eyle bizi. Bütün varlığımızla, her gün tekrar tekrar huzûruna çıkanlardan ve her ânın ve yerin, ancak ve ancak yine Sen’in huzûrun olduğu idrâkiyle uyanık kalanlardan et hepimizi. Âmîn!

Doğanı avladığını zannederek bed sesiyle zafer ötüşleri yapmakta olan kargalardan, şerlerden ve şeytanlardan uzak eyle. Huzurlu, âfiyetli, sekînetli, iki cihan kurtuluşumuza sebep samimi bir hayat, kutlanası ve Cemâl’inle vuslatımıza vesîle olası bir vefat diliyoruz Sen’den, ihsân eyle. Âmîn!

Hanımlarımıza ve beylerimize vakar ve iffetlerini; çocuklarımıza da mâsûmiyetlerini yitirmesinler diye, katından sapasağlam bir kalkan lûtfet Allâh’ım! Doğruları çocuk sâfiyetiyle sevebilmeyi, yanlışlardan çocuk korkaklığıyla kaçabilmeyi ve duâlarımızı çocuk sâdeliğiyle yapabilmeyi nasîb et. Âmîn!

Yer değiştirmekle ser değiştirmeyen, yerini, yurdunu, her şeyini Sen’in yoluna seren, aşka aşkla yürüyen, ahlâkı ahsen, seri Sen… İşte böyle erlerden eyle bizi ne olur. Âmîn!..

Kaynak: Neslihan Nur Türk, Şebnem Dergisi, Erkam Yayınları

 

HER ŞEYİN HAYIRLISINI İSTEME DUASI

Her Şeyin Hayırlısını İsteme Duası

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.