Borsa ve Hisse Senedi Alım Satımı Caiz midir?

Borsa nedir? Borsa ve hisse senedi alım satımı caiz midir?

Borsa, “devletin kurduğu ve denetlediği, özel hukuk kuralları içinde çalışan, tarafların bir araya gelip ticarî değere sahip malların alım satımını yaptıkları, devamlılığı bulunan pazar yeri” olarak tanımlanır. Borsa önceleri ticaret ve sanayi borsaları, tarım ürünleri borsası, altın borsası şeklinde doğup gelişmiş, günümüzde ise hisse senetlerinin, tahvil, hazine bonosu ve kambiyo belgeleri gibi kıymetli evrakın alınıp satıldığı “menkul kıymetler borsası” ön plana çıkmıştır.

Tahvil ve hazine bonosu gibi faizli borç senetlerini ister kamu, ister kişi veya şirketler çıkarsın, bunlar faizle borç alıp verme niteliğinde olduğu için caiz görülemez. Dövize endeksli tahviller ve borç senetleri için de durum böyledir.

Şirket hisse senetlerinin alım satımına gelince, bunların durumunu temsil ettiği şirketin mal varlığına göre değerlendirmek gerekir. Kısaca şirketin faaliyeti, üretimi ve ticareti meşru ise, bir mü’min buna ortak olabilir. Bu da günümüzde hisse senedine sahip olmakla gerçekleşmektedir.

HİSSE SENEDİ ALIM SATIMI CAİZ MİDİR?

Ancak günümüz anonim şirket anlayışında, hisse senetlerinin değeri konusunda, temsil ettiği mal varlığından kopuk bir biçimde, borsada kişi ve aracı kuruluşların arz ve talep dengesini bozarak, borsa fiyatlarını etkiledikleri görülmektedir. Bu yüzden biz aşağıda İslâm’ın “hisse senedi değeri” ile ilgili yaklaşımını kısaca değerlendirmek istiyoruz:

Bir ortak şirketten ayrılmak istediğinde, şirketin malı bölünebilir nitelikte ise, kendine düşen pay mal olarak verilebilir. Bölünemezse, payına değer biçilir ve bu payını başkasına satabilir. Burada satılan şeyin, hisse senedinin kâğıdı değil, onun temsil ettiği mal varlığı olduğunda şüphe yoktur. Bu ilke korunmak suretiyle, hisse senedi alım-satımı caiz olur.

Bir de şirketin üretim ve ticaret alanının meşru bir alan olması gerektiğinde şüphe yoktur.

Ancak günümüzde kimi şirket ve holdinglerin 15-20 yıl önceden kalma hisse senetleri ile, temsil ettikleri mal varlığının değeri arasında uçurumlar meydana gelmiştir. Dağıtılmayan kârlarla şirket yeni fabrikalar kurmuş, yatırımlar yapmış, malını yüzlerce binlerce katladığı halde, bu servet genelde hisse senetlerine yansıtılmamıştır. Serbest piyasada nominal değerle bir kaç katına müşteri bulan senetler dolaşmaktadır.

İslâm’a göre, ortaklığın amacı kâr sağlamaktır. Yıl sonunda kâr hakkını isteyen tek ortak bile olsa, ona kâr payının verilmesi gerekir. Çünkü geçimi buna bağlı olabilir. Diğer ortaklar kâr almazsa, bu onların anaparalarına eklenir ve hisseleri büyümüş olur. Şirketlerin büyüyen malvarlığına yeniden değerleme yoluyla kıymet biçilerek, belli dönemlerde hisse senetlerine yansıtmak gerekir. Üzerinde bir milyon Tl. değer yazan, fakat 20 yıl önceden kalma bir hisse senedinin, bugün gerçek mal karşılığı, belki elli milyar lira tutacak yerde, bunu nominal değerle yüz katına, yani 100 milyon lira bedelle borsada satmak da çözüm için yeterli değildir. İslâm bu konuda mala dayalı daha gerçekçi çözümler getirmiştir.

Nitekim ileri ekonomilerde hisse senedinin gerçek değeri ile, şirketin mal varlığının değeri arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu durdum, “kayıt dışı ekonomik değerleri” de en aza indirmektedir.

Ancak şunu da belirtelim ki, yatırımcıyı kayıt dışı ekonomiye iten sebeplerin de yönetimce ortadan kaldırılması gerekir. Aşırı ölçüde kurumlar vergisi, KDV ve benzeri, aynı mal varlığından doğrudan veya dolaylı olarak tahsil edilen birkaç çeşit vergi, girişimcileri kayıt dışına itmektedir.

İslâm Konferansı Teşkilatı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin girişimiyle 1988’de toplanan Borsa Semineri’nin sonuç bildirgesinde ve adı geçen Akademi’nin 1992’de Cidde’de yapılan VII. Dönem Toplantı’sında özet olarak şu karar alınmıştır: “Hisse senetleri, kâr ve zarara katılım bulunduğu için kural olarak helâldir, fakat bunların hükmü, çıkaran şirketin ticarî işlem ve amaçlarının meşru olup olmamasıyla yakından ilgilidir. Şirketin faiz, içki üretimi ve ticareti, karaborsacılık, hile, yalan ve aldatma gibi dinen haram vasıtalarla kazanç sağlaması durumunda, bunların hisse senedini alıp satmak ve bundan gelir elde etmek haram ve mâsıyete iştirak etmek olduğundan caiz olmaz.” [1]

Dipnot:

[1] Komisyon, İlmihal, II, 450.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

BORSA HARAM MIDIR, HELAL MİDİR?

Borsa Haram mıdır, Helal midir?

KARABORSACILIK VE STOKÇULUK HARAM MI?

Karaborsacılık ve Stokçuluk Haram mı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.