Bir Kedi Yavrusu Pertevniyal Valide Sultan’ı Nasıl Yüceltti?
Pertevniyâl Vâlide Sultan’ın bir kedi yavrusunu kurtarmak için gösterdiği merhametin nasıl büyük bir mükâfata vesile olduğunu anlatan ibretlik hikâye.
İstanbul Aksaray’daki Vâlide Câmii’ni yaptırmış olan Pertevniyâl Vâlide Sultan vefât ettiğinde, kendisini sâlih bir kimse rüyasında güzel bir makamda gördü ve sordu:
“–Yaptırdığın câmi dolayısıyla mı Allah seni bu makama yükseltti?”
PERTEVNİYÂL VÂLİDE SULTAN’IN KEDİ YAVRUSU İÇİN YAPTIĞI İYİLİK
Pertevniyâl Vâlide Sultan:
“–Hayır.” dedi.
O sâlih zât şaşırarak:
“–O hâlde hangi amelinle bu mertebeye ulaştın?” diye sordu.
Vâlide Sultan şu ibretli cevâbı verdi:
“–Çok yağmurlu bir havaydı. Eyüb Sultan Câmii’ne ziyarete gidiyorduk. Yol üzerinde kaldırım kenarında oluşan su birikintisi içinde cılız bir kedi yavrusunun çırpındığını gördüm. Faytonu durdurdum ve yanımdaki bacıya:[1]
«–Git şu kediciği al, yoksa zavallı boğulacak!» dedim.
Bacı ise:
«–Aman Sultânım! Sizin de benim de üstümüz kirlenir.» deyip getirmek istemedi.
Ben de onu kırmamak için arabadan kendim inip çamurun içine girdim ve o kedi yavrusunu kurtardım. Kedicik titriyordu. Acıdım ve onu kucağıma alıp iyice ısıttım. Çok geçmeden zavallıcık canlanıverdi.
Allah Teâlâ bu yüce makamı, işte o kediye olan bu küçük hizmet ve merhametimden dolayı bana ihsân eyledi.”
Hisse:
Bütün mahlûkat, insana hizmet ve ibret için yaratılmış ve yine ona emânet edilmiştir.
Arı, insana bal ikram etmek için yaşar.
Koyun, bütün ömrünü insana et, süt, yün ve yavru vermek uğrunda tüketir.
Kedi, köpek yine insanın emrindedir.
Cenâb-ı Hakk’ın celâl sıfatlarının birer tezâhürü olan yılan, çıyan, akrep gibi mahlûklar da azâb-ı ilâhîyi hatırlatmaları ve tabiattaki pek çok vazifeleri sebebiyle, insana lûtfedilen müstesnâ nîmetler cümlesindendir.
Velhâsıl hayvanat, nebâtat, cemâdat, taş-toprak, ağaç, bulut, dağ, ova vs. hep insan için vardır ve Cenâb-ı Hakkʼın el-Hâlık, el-Bârî, el-Musavvir gibi esmâsının tezâhürleri olarak insanın tefekkürüne sunulmuş ilâhî kudret ve azamet tecellîleridir.
Hayvanat da insana âmâde kılındığı için, müʼmin kendini onlardan mesʼûl görecek. Onlara şefkat ve merhametle muâmele edecek ki onları yaratan Allah da kuluna rahmetiyle muâmele etsin.
Nitekim bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
“Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki birbirinize merhamet etmediğiniz sürece Cennetʼe giremezsiniz.” buyurmuştu.
Ashâb-ı kirâm:
“–Yâ Rasûlâllah! Hepimiz merhametliyiz.” dediklerinde, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem:
“–(Benim kastettiğim) merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilâkis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir, (evet) bütün mahlûkâta şâmil merhamet!..” buyurdular. (Hâkim, Müstedrek, IV, 185)
Dipnot:
[1] Vâlide sultanların yanında Sudanlı siyâhî kadınlar çalışırdı. Bunlara sarayda “bacı” denirdi. Sudanlılar temiz, namuslu, iffetli oldukları için Osmanlılar, sarayda hizmetkâr olarak özellikle onları istihdâm ederlerdi.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!