Bir Erkek İçin Evlenilmesi Caiz Olmayan Kimseler

Bir erkek için evlenilmesi sürekli veya geçici olarak caiz olmayan hısımlar kimlerdir? Hısımlık dışında evlenme engeli var mıdır?

İslâm’da evlenme engelleri sürekli ve geçici olmak üzere ikiye ayrılır. Sürekli olarak evlenme yasağı bulunan hısımlar şunlardır:

İSLAM’A GÖRE EVLENME ENGELLERİ

1) Nesep hısımları: Anne, nineler, kızlar, torunlar, kız kardeşler, erkek ve kız kardeşlerin kızları halalar ve teyzeler bu gruba girer.

2) Süt hısımları: Nesep yönüyle haram olanlar süt yönüyle de haram olur. Başka bir deyimle; «Süt emenin kendisi, süt emzirenin nesline haram olur». Buna göre, yabancı bir kadından süt emen çocuk, bu süt annenin öz çocuğu gibi kabul edilerek, öz çocukları kendi ailesinden kimlerle evlenemezse süt emen çocuk da bunlarla evlenemez. Ancak süt emen çocuğun eşi veya fürûu dışında diğer aile fertleri ile süt annenin hısımları arasında bir evlenme engeli doğmaz (bk. «Süt Hısımlığı» konusu)

3) Evlilik yoluyla meydana gelen sıhrî hısımlar: Üvey anne, gelin, kayın valide ve üvey kızlar bu kapsama girer.

Yukarıda belirtilenlerle ebedi olarak evlenme yasaklanmıştır.[1]

Diğer yandan kimi kadınlarla evlenme yasağı geçicidir. Bunlar beş sınıfta toplanabilir:

a) Evlilik devam ettiği sürece, eşinin kız kardeşleriyle evlenmek. Eşin ölümü veya boşanma durumunda iddet bittikten sonra koca, bekâr bulunan baldızı ile evlenebilir. Nitekim Hz. Osman, Allâh’ın elçisinin bir kızı ile evli iken, bu eşinin ölümü üzerine Hz. Peygamberin diğer kızı ile evlenmiş ve bu yüzden «zi’n -nûreyn (iki nûr sahibi)» lakabını almıştır.

b) Bir kadını, hala veya teyzesi ile bir nikâh altında toplamak. Hadiste şöyle buyurulur: «Bir kadınla, hala ve teyzesi bir nikâh altında toplanamaz.»[2]

c) Din ayrılığı: Müslüman kadın veya erkek ateist, inançsız kimse ile evlenemez.[3] Müslüman bir erkeğin hristiyan veya Yahudi bir kadınla evlenmesi ise caiz görülmüştür.[4] Ömer ehl-i kitap kadınla evlenmenin kötüye kullanıldığını düşünerek Medâyin valisi Huzeyfe’ye evli bulunduğu Yahudi kadını boşamasını bildirmiştir, (ayrıntı için bak. «Evlenme Engelleri» konusu) Şâfiî ve Mâlikiler ehl-i kitap kadınla evlenmeyi mekruh saymıştır.

d) Üçlü boşamadan doğan evlenme engeli: İslâm’da bir koca eşini en çok üç kez boşayabilir. Böyle bir durumda kadın üçüncü bir erkekle normal olarak evlenip bu ikinci evlilik sona ermedikçe önceki eşine dönemez. Bu geçici evlenme engelini ortadan kaldıran sonraki evliliğe «hülle» denir (bk. «Hulle» konusu).

e) Başkası ile evli olmaktan doğan engel: İslâm, kadın için tek evlilik ilkesini benimsemiştir. Bu yüzden kadın için, evli olmak yeniden evlenmesi konusunda geçici bir engeldir.[5]

f) İddete bağlı evlenme engeli: Evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden birisiyle sona ermesi durumunda kadının yeniden evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süreye «iddet» denir. Kadın iddet süresi sona erince serbest kalır ve yeniden evlenebilir.

Yukarıda belirtilen hısımların dışında kalanlarla hısım olsun veya olmasın evlenmek caizdir. Nitekim Allâh’ın Rasûlü, halasının kızı olan Zeynep binti Cahş ile evlenmiş, kendi kızı olan Hz. Fatıma’yı ise amcasının oğlu Hz. Ali ile evlendirmiştir. Diğer yandan yabancı ile evlenmeyi tavsiye etmekte bir sakınca bulunmaz. Nitekim Şâfiî mezhebinde yakın hısımlarla evlenmek mekruh sayılmıştır.

Dipnotlar:

[1]. bk. Nisâ’, 4/22, 23; Buhârî, Şehâdât, 7; Müslim, Radâ, 1. [2]. Buhârî, Nikâh, 27; Müslim, Nikâh, 33, 34, 36, 40. [3]. bk. Bakara, 2/221. [4]. bk. Mâide, 5/6. [5]. bk. Nisâ’, 4/24.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA EVLENME ENGELLERİ

İslam’da Evlenme Engelleri

İSLAM’DA EVLİLİGE MANİ DURUMLAR

İslam’da Evliliğe Mani Durumlar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.