Aşağılık Kompleksinin Yansıması
Nisa suresi 139. ayet bizleri nasıl uyarıyor? Aşağılık kompleksinin yansımaları nelerdir?
Başka milletleri, yabancı toplulukları taklit etmek, aşağılık kompleksinin bir yansımasıdır.
Cenâb-ı Hak, münafıklardan bahsederek şöyle buyurur:
“Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç, itibar ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allâh’a aittir.” (en-Nisâ, 139)
Müslümanların mansur ve muzaffer olduğu asırlarda, İslâm diyarında yaşayan diğer din mensupları; müslümanları taklit etmeye, onlar gibi giyinmeye, onlar gibi görünmeye çalışırdı. Hazret-i Ömer’in hilâfeti zamanında tatbik edilmeye başlanan kanunlarla; gayr-i müslimlerin kisvesi, müslümanların kisvesinden ayrı tutulmuştur.
Zamanımızda ise, bu aşağılık kompleksi maalesef müslümanlara intikal etti. Televizyon, cep telefonları, internet ve sosyal medya üzerinden; menşei Avrupa, batı ve gayr-i müslimler olan cereyanlar, modalar bizim insanımızı da tesiri altına alıyor. Bize ait olmayan kılık-kıyafet, tıraş ve âdetler, bizim insanımız arasında yayılıyor.
Meselâ;
Bazı kardeşlerimizin saçlarını; aşırı bir şekilde uzattıklarını, hattâ topuz hâle getirip toka taktıklarını üzülerek görüyoruz. Bunun bize ait bir âdet olmadığı âşikârdır.
Üzerinde yabancı dilde yazıların olduğu tişört ve benzeri kıyafetlerin giyilmesi de bu taklitçi hareketlerdendir. Bazen bu yazılar, gayr-i ahlâkî mesajlar ve semboller de ihtivâ edebiliyor. Bir müslüman genci; ne yazık ki şuursuz bir şekilde, bu çirkin mesajı göğsünde veya sırtında taşımış oluyor.
Maalesef -erkek olsun kadın olsun- dar giyinmek de bir başka âhirzaman fitnesi… Hadîs-i şerifte haber verildiği gibi; «Giyinik çıplaklar» zuhûr etmekte. (Müslim, Cennet, 52)
Yaşayış ölçülerinde de İslâm’ın titiz kaideleri, müslümanların örf ve âdetleri terk edilerek; -ekranlar üzerinden- batı dünyasında görülen yaşayış şekilleri, eğlenceler, tarzlar taklit ediliyor.
- Helâl–haram ölçülerine riâyet azalıyor. Âhiret unutturuluyor.
- Hadîs-i şerifte bildirildiği üzere, fâizin tozuna bulaşmayan kalmıyor. Maaşın yanında banka tarafından verilen promosyonun temiz bir para olmadığı belli iken, maalesef çokları bunu umursamıyor. Bu parayı çoluk-çocuğunun rızkına karıştırıyor.
- Bekârlık, gereksiz olarak uzatılıyor.
- Düğünler; mâneviyattan uzak, tesettür ve harem-selâmlık ölçülerinin çiğnendiği gövde gösterilerine dönüyor.
- Harem-selâmlık ölçülerine hiç gerek yokmuş gibi davranılıyor. Alınabilecek tedbirler bile terk ediliyor. Bunun fecî neticeleri aileyi bozuyor. Bunun en bariz misâli:
- Kafeler… İşsiz güçsüz gençler, maalesef bu tembelhânelerde karışık bir vaziyette oturuyor. Ömrü ve ahlâkı isrâf ediyor.
- İçtimâîleşme günleri olan bayramlar; eş-dosttan, akrabadan uzaklaşıp tatile gitme günlerine çevriliyor.
- Bizim tarihimizde, örfümüzde yeri bulunmayan; doğum günü, anneler günü, babalar günü, sevgililer günü gibi batı menşeli, kapitalizm îcatları el üstünde tutuluyor, ehemmiyet verilerek kutlanıyor.
Hâlbuki bu günler, tüketim çılgınlığını harekete geçirmek için ortaya çıkarılmıştır. Sâliha anneler ömürlük teşekküre lâyıktır. Senede bir gün, markalı bir hediye verilip, gerisinde unutulmaya değil!..
Dolayısıyla;
İslâm’da her gün anneler günüdür, her gün babalar günüdür. Onlara gösterilecek muhabbet, hizmet ve hürmet bir günle tahdit edilemez.
Doğum günü, insanın bir yıl daha yaşlandığını hatırlatan bir tefekkür vesilesinden başka bir şey değildir. Ölüme bir adım daha yaklaştığını; pasta kesip, mum üfleyerek şımarıkça kutlamak gafilâne bir âdettir.
Müslüman ailesinde, her gün samimî bir muhabbet yaşanır ve yaşatılır. Onların sevgililer günü diye ortaya attığı gün ise, şehevî bir tuzaktır. Sevgi, Vedûd olan Allâh’a muhabbete bir basamak olduğunda kıymetlidir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Aralık, Sayı: 250












YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!