Arz-ı Mevud İnancı: Tevrat’tan Siyonizme Uzanan Süreç

Arz-ı Mev’ûd inancının Tevrat’taki temelleri, Yahudi kutsal toprak anlayışı ve Siyonizm ile günümüzdeki yansımaları ele alınıyor.

Hazırlayan: Prof. Dr. Salih İnci

Arz-ı mev’ûd, Yahudi inancına göre Tevrat’ta Hz. İbrahim -aleyhisselam- vasıtasıyla kendilerine vadedilen kutsal topraklardır. Bu topraklar İbranice’de kutsal toprak anlamında “erets ha kodeş” şeklinde ifade edilir. Ancak kelime kalıp olarak bu haliyle yazılı Yahudi kutsal metinlerinde (Tanah) geçmez. (Meral, 2021, 98)

YAHUDİ KUTSAL TOPRAK ANLAYIŞI

Yahudilikte kutsal toprak meselesi Tanrı Yehova ile Hz. İbrahim -aleyhisselam- arasında yapılan bir ahite dayandırılır. Buna göre Yahudi Tanrısı Yehova Tevrat’ta, Mısır (Nil) Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan, nehirlerinden adeta, süt ve bal akan bu bereketli toprakları sonsuza dek Hz. İbrahim -aleyhisselam-’in soyundan gelecek olan Yahudilere vereceğini vadeder. (Tekvin 12 / 6-7; 15/18-21; 17/8; Çıkış 3/7)

Burada en dikkat çekici husus bu vadin “sonsuza değin” olmasıdır. Vadin somut şartı ise tüm Yahudi erkeklerin doğumunun sekizinci gününde sünnet olmalarıdır. (Tekvin 17/9-14)

Yahudilikte Arz-ı Mev’ûd Vaadi ve Sınır Meselesi

Hz. İbrahim -aleyhisselam-’la yapılan bu vaat daha sonra Hz. İshak ve Yakup -aleyhisselam-’la da yapılırken Hz. İsmail (ve onun soyundan gelen Araplar) dışlanmıştır. Tanrı Yehova daha sonra, Hz. Musa -aleyhisselam-’a da çölden Lübnan'a, Fırat Irmağı'ndan Akdeniz'e kadar uzanıp ayaklarının basacağı her yeri onlara vereceğini ve kimsenin de onlara karşı çıkamayacağını söyleyerek bu vaadi tekrar hatırlatmıştır. (Tesniye 11/23-25)

Ancak tarih boyu bu sınırlar muğlak olarak kalmış Yahudilerin güçlü ve zayıf oldukları dönemlere göre esnetilerek yorumlanmıştır. (Sınırlarla ilgili detaylı bilgi için bkz. Küçük, 1991, 3/442)

KUTSAL TOPRAKLARA GİRİŞTE KATLİAM EMREDİLİR

Ancak bu topraklara giriş Yahudiler için çok büyük bir şahsiyet olan Hz. Musa -aleyhisselam-’a değil de ondan sonra Yahudilerin başına geçen Yeşu’ya nasip olmuştur. Tevrat’a göre kutsal topraklarının dışında yaşayan halklarla bir şekilde savaş hukukunun gereği olarak anlaşma yapılır. Ancak kutsal topraklar ele geçirilince burada yaşayan halklara uygulanacak muamele sadece ölümdür. Nitekim konuyla ilgili olarak Tevrat’ta adeta katliamı emreden ifadeler vardır ki bunlar değil bir yaratıcının, bir peygamberin, sıradan bir insanın bile makul görmeyeceği şeylerdir. Konuya dair mevcut muharref Tevrat’ta şunlar yazılıdır:

“Tanrınızın size miras olarak vereceği bu kavimlerin şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksınız, onları, tamamen yok edeceksin” (Tesniye 20/16-17).

“Onlara ait her şeyi tümüyle yok et. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.” (Eski Ahit, I. Samuel 15/3)

Bu ifadeler bugün işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in yaptıkları zulme, cinnet ve vahşete nasıl meşruiyet kazandırmaya çalıştıklarını göstermesi bakımından ilginçtir. Bugün de kadın, çocuk, yaşlı demeden, her yaştaki masum ve savunmasız mazlumları pervasızca katleden ve Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, nefes alan her varlığı düşman olarak gören zalimlerin zihinsel arka planı hakkında bize bir ip ucu vermektedir.

Yine bu manzara, zamanında kendi peygamberlerini bile öldürmekten geri durmayan bir kavmin kutsal kitapları da kendi azgın emellerine nasıl alet ettiklerini göstermektedir.

Yahudilerde Kudüs ve Kutsal Toprak İnancı

Bugün Yahudi tarihinde kutsal toprakların içinde gösterilen Kudüs Hz. Davud (M. Ö. 1015-975) tarafından alınmış, Hz. Süleyman -aleyhisselam- (M. Ö. 970-930) ise buraya meşhur Süleyman Mabedini (İslam’daki Mescid-i Aksa) inşa etmiştir. Dolayısıyla Kudüs’ün, Yahudiler için kutsal bir şehir sayılması Hz. Musa -aleyhisselam-’dan çok sonralarıdır.

Miladi 70 yılında Romalılar tarafından son kez Yahudilerin devletleri ve mabetleri yıkılmış ve dünyanın dört bir tarafına sürgün edilmişlerdir. Bu sürgünler Yahudiler için asırlarca sürecek olan travmatik bir psikolojiye dönüşmüş ve bu durum seçilmiş halk ve kutsal topraklara dönüş hikayeleri ile nesilden nesile aktarılarak yaşatılmaya çalışılmıştır. Yahudiler bu topraklara kral Davud soyundan gelecek olan bir Yahudi Mesihi sayesinde mucizevi bir şekilde yeniden ele geçireceklerine inanmaktadırlar. (Gürkan, 2008, 94)

KUR’AN’DA ARZ-I MEV’ÛD VE MÜFESSİRLERİN KONUYA BAKIŞI

Kur’an-ı Kerim’de Mescid-i Aksa’nın da içinde bulunduğu Filistin ve civarındaki toprakların bereketli kılındığı bildirilir (Araf, 7/137; İsrâ, 17/1; Enbiyâ, 21/ 71) ve arz-ı mev’ûd anlamında “Allah’ın sizin için yazdığı kutsal topraklar” (Maide 5/21) ifadesi geçer. Bu ayetle Allah Teala Yahudilere kendilerine verilen nimetleri hatırlatmaktadır. Bu ifade Kur’an’ın Yahudilerle ilgili diğer ayetleri ile birlikte okunduğunda bunun, Yahudilerin iddialarının aksine ebedi ve kayıtsız şartsız olarak değil, ancak o dönemin Müslümanları olarak İsrailoğullarına tevhit üzere oldukları sürece vadedildiği açıkça fark edilecektir.

Tefsirlerde “arz-ı mukaddes” olarak ifade edilen bölgeler Şam, Eriha, Beytü’l-Makdis ve Tûr civarını kapsar. Müfessirlerin ve tarihçilerin çoğu bu toprağın Fırat ile Mısır arasında kalan bölge olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca buraya girişin de ancak Allah’ın emrine itaat etme ve cihad yapma şartına bağlı olduğunu söylemişlerdir. (eṭ-Ṭaberî, Câmiʿu’l-Beyân, X, 167-171)

Nitekim Yahudiler, ayetleri inkâr ederek peygamberleri öldürmeleri ve haddi aşmaları yüzünden “zillete” mahkûm olmuş ve Allah’ın gazabına müstahak olmuşlardır. Dolayısıyla söz konusu vaad, itaat etmeleri şartına bağlıdır ve bu sadece belli bir ırka münhasır olmayıp tevhit üzere olan tüm müminleri içine almaktadır.

Zira ayette de “Ant olsun zikirden (Tevrat) sonra Zebûr’da da ‘Yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır.’ diye yazmıştık.” (Enbiyâ 21/ 105) buyrulmuştur.

YAHUDİLERİN SEÇİLMİŞLİK İDDİASININ TEVRAT AÇISINDAN TUTARSIZLIĞI

Yahudilerin, kutsal toprakların Hz. İsmail -aleyhisselam-’i dışlayıp sadece Hz. İshak -aleyhisselam-'a verilmiş olduğunu iddia etmeleri de kendi kitapları olan Tevrat'la da açıkça çelişmektedir. Nitekim Tevrat'taki ilgili kurala göre mirasta öncelik ilk oğulun hakkıdır. (Tesniye 21/15-17) Yahudiler Hz. İsmail -aleyhisselam-'in büyük olmasına rağmen bir hizmetçiden (Hz. Hacer) dünyaya gelmesinden dolayı soyun tüm seçilmişliğinin ve kutsal topraklara varis olma hakkının Hz. İshak -aleyhisselam-'a mahsus olduğunu iddia etmişlerdir.

Hz. İsmail (a.s.) Soyunun Bereketi ve Tevhit Mirası

Oysa bugünkü muharref Tevrat’ta bahsedilen soyun bereketli kılınması ve kutsal toprakların vaadi, aslında tarihi bir hakikat olarak Hz. İbrahim -aleyhisselam-’ın ilk oğlu Hz. İsmail -aleyhisselam- soyundan gelen Müslümanlar vasıtasıyla zaten fiilen gerçekleşmiştir. Zira Müslümanlar asırlarca Kudüs dahil dünyanın birçok yerine hâkim olmuşlar, Hz. İbrahim -aleyhisselam-’ın gerçek mirasına sahip çıkarak tevhit mesajını bütün dünyaya duyurmuşlardır.

Halbuki Yahudiler, tarih boyu hep hor hakir görülmüş, 2500 yıl başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamaya mahkûm olmuşlardır. Ayrıca bugün 15 milyonluk Yahudi nüfusa karşın Hz. İsmail -aleyhisselam- soyunun (Arapların ve Müslümanların) çokluğu da hangi iman soyunun bereketli kılındığını göstermektedir.

ARZ-I MEV’ÛD VE SİYONİZM İLİŞKİSİ

Burada Arz-ı Mev’ûd’la ilişkili olan bir diğer konu Siyonizm’dir. Ana hatlarıyla belirtmek gerekirse Siyonizm on dokuzuncu yüzyılın sonunda ortaya çıkan seküler milliyetçi bir harekettir. Siyonistler Mesih’i beklemeden kendileri bu topraklarda İsrail devletini kurma mücadelesi başlatmışlardır. Oysa geleneksel dindar Yahudilere göre Tanrı Arz-ı Mev’ûd’u onlara Mesih’in eliyle verecektir.

Ancak yaşanan olaylar sonunda Siyonistler zamanla dindar Yahudileri de kendi ideolojilerine ve siyasi emellerine ikna etmişlerdir. Dolayısıyla bugün çok küçük birkaç grup hariç Siyonistlerle dindar Yahudiler kol kola girmiş olup birbirlerinden beslenmektedirler.

Yahudilerin Arz-ı Mev’ûd ve Mabed Hedefi

Bugün Yahudilerin nihai hedefi tüm arz-ı mev’ûd sınırlarına ulaşmaktır. Kudüs’te ise Mescid-i Aksa’nın altında bulunduğuna inandıkları mabedi yeniden yapmaktır. O nedenle mabedin kalıntılarına ulaşmak için burada çok sayıda kazı çalışmaları yürütmektedirler.

Ayrıca Yahudiler için Kudüs, Mesih’in önderliğinde düşman kavim olan Gog ve Magogu (Yecuc- Mecuc) yenecekleri, kıyamet sonrası dirilişin başlayacağı en kutsal yerdir. (Meral, 2021, 99-100)

Kaynaklar:

  • Ṭaberî, Muḥammed b. Cerîr, Câmiʿu’l-Beyân ʿan Teʾvîli Âyi’l-Ḳurʾân, thk. Aḥmed Muḥammed Şâkir, Müessesetü’r-Risâle, 1420/2000; 24 cilt.
  • Gürkan, Salime Leyla. Yahudilik. İstanbul: İSAM Yayınları, 2. Basım, 2008.
  • Küçük, Abdurrahman. “Arz-ı Mev'ûd”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 3/442-444. İstanbul: TDV Yayınları, 1991.
  • Meral, Yasin. Yahudi Kaynakları Işığında Yahudilik. İstanbul: MilelNihal Yayınları, 2021.

İslam ve İhsan

ARZ-I MEVUD (VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR) NERESİDİR?

Arz-ı Mevud (Vadedilmiş Topraklar) Neresidir?

YAHUDİLİK NEDİR? YAHUDİLİK TARİHİ KISACA

Yahudilik Nedir? Yahudilik Tarihi Kısaca

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.