Allah'ın Lânetini Çeken Üç Şey

İslâmî nezâketin îcaplarından biri, insanlara eziyet vermemek için son derece dikkatli ve hassas davranmaktır.

Muâz bin Enes (r.a.) şöyle anlatır:

“Ben Resûlullah ile birlikte bir gazveye çıkmıştım. Askerler (eşyalarını rastgele yerlere koyarak) konak yerlerini daralttılar ve yolu kestiler. Bunun üzerine Resûlullah bir sahâbîyi gönderip askerler arasında şöyle nidâ ettirdiler:

«–Kim bir yeri daraltır veya bir yolu keser (veya bir mü’mine ezâ verirse) onun cihâdı yoktur, yani cihâd sevabı alamaz».” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 88/2629; Ahmed, III, 441)

Resûlullah insanları nezâkete davet ettikleri diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:

“Kim Cuma günü (saflar arasında) Müslümanların boyunlarına basa basa ileri geçerse cehenneme uzanan bir köprü edinmiş olur.” (Ahmed, III, 437)

Ancak insanlar, câmiînin ön safları boş dururken arka taraflara otururlarsa, o zaman bu tehdit geçerli değildir.

ŞU ÜÇ ŞEYDEN SAKINILMALI

Allah Resûlü hem temizliğe hem de nezâkete dikkat çektikleri bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Lânete mâruz kalacağınız üç şeyi yapmaktan sakının:

1- Pınar başlarına,

2- Yol ortasına ve

3- İnsanların gölgelendiği yerlere abdest bozmayın!” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 14/26; İbn-i Mâce, Tahâret, 21; Ahmed, I, 299; Hâkim, I, 273/594)

Burada yeri gelmişken şunu ifâde edelim ki İslâm’a göre cihâd, zulmü bertaraf ederek insanları huzûra kavuşturmak ve hidâyetlere vesîle olabilmek için yapılır. Yoksa kılıç, toprağı kanla sulamak, güç gösterisinde bulunmak ve mal-mülk kazanmak için kullanılmaz.

Asıl fetih, kalplerin fethidir. Yürekleri Allâh’a taşıyan fetihlerdir. Bu fetihleri de ancak, gönülleri Allah aşkıyla dolu, güzel ahlâk sahibi, fazîlet ehli insanlar yapabilirler. Sadece kılıca ve kaba kuvvete dayanan savaşlar, yıkımlar, işgâller ise, insanlığın yüz karasıdır.

MÜ'MİN NASIL YAŞAMALIDIR?

Allah Resûlü, bir Müslümanın nezâketini şöyle tasvir buyururlar:

“Mü’min bal arısına benzer. Arı; dâimâ temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve nâzik davrandığı için konduğu yere zarar vermez, orayı kırıp bozmaz. Düştüğünde ise kırılmaz, bozulmaz.”

Bal arısı, son derece mâhir, becerikli, akıllı, faydalı, mütevâzı bir varlıktır. Geceleri bile çalışır. Hep temiz ve güzel şeyler yer. Başındaki idârecisine itaat eder. Eziyeti, zahmeti ve zararı oldukça azdır. Pis şeylerden uzak durur, başkasının kazancını yemez.

İşte mü’min de aynen bal arısı gibi helâl mal kazanır, helâl yiyecekler yer ve rûhânî mekânlarda bulunur. Bulunduğu her yerde gönlünden rahmet tevzî eder. Kimseyi incitmez ve kimseden incinmez. Bir hata yaptığında hemen doğruyu görüp kendini düzeltir, dâimâ şahsiyetini ve vakarını muhâfaza eder. Tevâzû sahibi olup herkesin iyiliği için hizmet ve gayret eder. Zulümden, gafletten, fitneden, haramlardan, nefsin hevâ ve heveslerinden uzak durur.

Hâsılı Resûl-i Ekrem Efendimizʼi seven ve Oʼnun tarafından sevilmek isteyen bir Müslüman, herhangi bir şekilde ne kimseyi incitmeli, ne de kimseden incinmelidir. Şâ­ir bu hâ­li ne güzel ifâ­de eder:

Ci­han ba­ğın­da ey âşık bu­dur mak­bûl-i ins ü cin;

Ne kim­se sen­den in­cin­sin ne sen bir kim­se­den in­cin!

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Fahr-i Âlem – Habîbi Hüdâ Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.