Allah’a İman ile İlgili Ayetler

Allah’a iman nedir? Allah’ı niçin ve nasıl sevmeliyiz? Allah korkusu nasıl olmalı? Allah’a iman etmek ile ilgili ayetler...

Ergenlik çağına gelmiş, aklı olan her erkek ve kadına ilk önce farz olan, Allah’ı bilmek ve O’na inanmaktır.

ALLAH’A İMAN

Allah vardır. O’nun varlığını anlamak ve bilmek için kendimize, kâinata ve kâinattaki yaratılış inceliklerine ve her şeyin yerli yerine konduğuna bakmak yeterlidir.

Evrende, (kâinatta) hiçbir şey kendiliğinden olmuş değildir. Mutlaka onu yapan ve ona şekil veren birisi vardır. Giydiğimiz elbise, kullandığımız eşya ve içinde oturduğumuz ev, bindiğimiz vasıta, bütün bunların bir ustası ve yapanı vardır. Bunun gibi bizi, bütün canlıları, kâinatı ve kâinattaki akıllara durgunluk veren bu düzeni elbette bir yapan ve yaratan vardır. İşte O, Allah’tır. Bizi yaratan ve yaşatan O’dur. Öldürecek ve tekrar diriltecek olan da yine O’dur. Bu sebeple bizim için ilk görev, O yüce yaratıcıyı tanımak ve O’na inanmaktır.

Allah, vardır ve birdir. O’ndan başka ilah yoktur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“İlahınız bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, Rahman’dır, Rahimdir.” (2/Bakara, 163.)

Kâinattaki ahenk ve düzen, tabiattaki kanunların birbirine uygunluğu, Allah’ın birliğine, O’nun hiçbir surette eşi ve dengi bulunmadığına açık bir delildir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (21/Enbiyâ, 22)

a) Allah’ın Sıfatları

Allah Teala sıfatlarıyla bilinir ve tanınır. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın sıfatlarını bildirmektedir. Çünkü Allah’ın zatını anlayıp kavramamız mümkün değildir. Zaten Allah, bununla da bizi yükümlü tutmamıştır.

Allah’ın sıfatları, zati ve subuti olmak üzere iki kısımdır. Bunların altısı zati sıfatlar, sekizi de subuti sıfatlardır ki toplamı 14’tür.

Zati Sıfatlar: Vücut, Kıdem, Bekâ, Vahdâniyet, Muhâlefetün li’l-havâdis, kıyam binefsihi.

Subuti Sıfatlar: Hayat, İlim, Semi’, Basar, İrade, Kudret, Kelam ve Tekvin’dir.

Bunların kısaca anlamları şöyledir:

  1. Zati Sıfatlar

Vücud: “Var olmak” demektir. Allah vardır ve varlığı zatının gereğidir. Bu itibarla Cenab-ı Hakk’a “Vâcibu’l-vucûd” denir. Allah, var olmakta ve varlığını devam ettirmekte hiçbir şeye muhtaç değildir.

Kıdem: Allah kadimdir, yani varlığının başlangıcı yoktur. Şu zaman yoktu da ondan sonra var oldu denemez. Varlığının başlangıcı olan bizleriz. Allah ise hiçbir şey yokken yine var idi.

Bekâ: “Allah’ın varlığının sonu olmaması”dır. Mesela biz, bir süre sonra yok olacağız. Allah’tan başka her şeyin belli bir süre sonra varlığı sona erecektir. Allah ise hiç ölmeyecek ve her zaman var olacaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Allah’ın zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” (28/Kasas, 88.)

Vahdaniyet: Allah birdir. Kur’an-ı Kerim’in en kısa surelerinden biri olan İhlâs suresinde şöyle buyrulmuştur:

“(Ey Muhammed!) De ki: ‘O, Allah’tır, bir tektir.’ Allah samed’dir (her şey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir). O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (112/İhlâs, 1-4.)

Allah, zatında birdir, cüz ve parçası yoktur, sıfatlarında birdir, benzeri ve dengi yoktur, işlerinde birdir, eşi ve ortağı yoktur.

Muhâlefetün li’l-havâdis: “Sonradan olanlara benzememek” demektir. Allah’a yaratıklarından hiçbiri benzemez. O, her şeyinde benzersizdir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Allah, hiçbir şeye benzemez. O, işiten ve görendir.” (42/Şûrâ, 11.)

Kıyam binefsihi: Allah zatıyla kaimdir. Varlığı zatının gereği olup başkasından değildir.

  1. Subuti Sıfatlar

Allah’ın subuti sıfatları da şunlardır:

Hayat: Allah hakiki ve ezeli hayat ile diridir. Her canlıya O, hayat vermektedir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Allah, O’ndan başka ilah olmayan, diri, her an yaratıklarını görüp gözetendir.” (2/Bakara, 255.)

İlim: “Bilmek” demektir. Allah, yerde ve göklerde olan her şeyi bilir. Hatta insanların gönüllerinde sakladıklarını da bilir. O’nun bilmediği hiçbir şey olmaz. Kâinat ve kâinatta olan her şey yokken onların hepsini, nasıl ve ne zaman olacaklarsa öylece bilir.

Semi’: İşitmek demektir. Allah, her şeyi, uzaklık ve yakınlık söz konusu olmadan, işitir. Hatta içimizdeki fısıltıları da işitir. İşitmek için kulağa ihtiyacı yoktur.

Basar: Görmek demektir. Allah, her şeyi görür. O şeyin, uzakta ve yakında olmasıyla kapalı açık, aydınlık ve karanlık, küçük ve büyük olması fark etmez. Bizim, nerede ve ne yaptığımıza varıncaya kadar her şeyi görür. Görmek için bizim gibi göze muhtaç değildir.

İrade: Dilemek demektir. Allah diler ve dilediğini yapar. Dilediği her şeyi yapmada güçlük çekmeyeceği gibi bir yardımcıya da muhtaç olmaz.

Konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“Allah, bir şeyi dilediği zaman O’nun buyruğu sadece o şeye ‘Ol.’ demektir, hemen olur.” (36/Yâsîn, 82.)

Kudret: “Güç yetirmek” demektir. Allah’ın her şeye gücü yeter. Güç yetiremeyeceği, zorlanacağı hiçbir şey yoktur.

Kelam: “Söylemek” demektir. Allah, harf ve sese muhtaç olmadan söyler. Kur’an-ı Kerim ve diğer semavi kitaplar O’nun sözüdür. Allah Teala, peygamberlere ve meleklere istediğini söylemiş ve duyurmuştur.

Tekvin: “Yaratmak” demektir. Kâinatı ve kâinattaki tüm varlıkları yaratan, yaşatan ve besleyip büyüten O’dur. O’ndan başka yaratıcı yoktur.

İşte bunlar, Cenab-ı Hakk’ın sıfatları olup, bu sıfatlarla Allah bilinir ve tanınır. Allah’a inanmak demek, bu sıfatların, Allah’ın zatı ile kaim olduklarına inanmak demektir.

b) Allah Sevgisi

Sevgilerin en yücesi Allah sevgisidir.

Annemizi, babamızı severiz. Çünkü onlardan ilgi ve sevgi görmüş, şefkat ve merhamet kanatları arasında büyümüşüz. Bizi büyütmede ve hayata hazırlamada hiçbir fedakârlığı esirgememişlerdir. Bunun için onları severiz.

Allah’ı niçin sevmeliyiz?

Şimdi düşünelim: Bizi yaratan ve sayısız nimetler veren kimdir? Bizi akıl ve düşünce gibi üstün yeteneklerle donatan ve diğer varlıkları hizmetimize veren kimdir? Hiç şüphe yok ki Allah Teala’dır. O hâlde, en çok sevgiye layık olan da O’dur. Bunun için O’nu her şeyden daha çok sevmeliyiz.

Allah’ı sevmek, O’nu bilmeye ve tanımaya bağlıdır. Çünkü insan, ancak bildiğini ve tanıdığını sever. Bunun için, Allah’ı sevenler ancak O’na inananlardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp O’na koştukları eşleri ilah olarak benimseyenler ve onları, Allah’ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah’ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir.” (2/Bakara, 165.)

Allah’ı nasıl sevmeliyiz?

Allah’ı seviyoruz demek yeterli değildir. Bunun bir belirtisi olmalıdır. O da, gönderdiği ve görevlendirdiği son peygamber Hz. Muhammed’e uymaktır. Onun izinden gitmek ve güzel ahlakı ile ahlaklanmaktır. Bu, aynı zamanda Allah’ın emirlerine uyup, yasaklarından da sakınmak demektir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

“Ey Muhammed, de ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, affeder ve merhamet eder.” (3/Âl-i İmrân, 31.)

Demek ki insanın, sadece Allah’ı seviyorum demesi yeterli değildir. Allah’ı sevmek demek, O’nun peygamberini de sevmek demektir. Peygamberini sevmek ise her işinde onu örnek almak ve sünnetine uymaktır.

İnsan, sevdiğini unutmaz. Allah’ı sevenler de O’nu unutmaz, daima anarlar. Bir insanın sevdiğini sık sık anması ve O’nun memnun olacağı davranışlarda bulunması kadar tabii ne olabilir?

Allah’ı ananları Allah da anar. Çünkü Allah, kendisi için yapılan hiçbir şeyi karşılıksız bırakmaz. O’nu seveni O da sever. O’ndan isteyeni O, boş çevirmez. O’na güveneni korur ve yüceltir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

“Siz beni anın, ben de sizi anayım.” (2/Bakara, 152.)

c) Allah Korkusu

Allah, bize şah damarımızdan daha yakındır. Bizi her zaman ve her yerde görüp gözetmekte, yaptıklarımızı bilmektedir. Yerde ve göklerde O’na hiçbir şey saklı değildir. Hiç kimsenin göremeyeceği kapalı ve tenha yerlerde yaptıklarımızı görür, söylediklerimizi işitir. Hatta içimizden geçenleri bile bilir. Bir gün yaptıklarımızdan bizi sorguya çekecektir. İyi iş yapanları ödüllendirecek, kötülük işleyenleri ise cezalandıracaktır. O’nun katında, dünyada yaptıklarımızın hesabını verirken hiçbir şeyi gizlememiz mümkün olmayacaktır.

Allah’a böyle inanan kimse, elbette O’ndan korkar ve O’na derin bir saygı duyar.

Allah’tan korkmak demek, O’nun emirlerine uyup yasaklarından sakınmak demektir.

Allah korkusu dünya ve ahiret mutluluğunun temelidir. Allah’tan korkan ölçülü hareket eder. Her işinde dürüst olmaya ve herkese iyi davranmaya çalışır. Günah işlememeye ve herkesle iyi ilişkiler içinde olmaya çaba harcar. Yalnız insanlara değil, tüm canlılara merhamet eder. Çünkü yaptığı her işi Allah’ın gördüğünü ve bir gün bunları kendisinden soracağını bilir.

Allah korkusu insanı Allah’a yaklaştırır, O’nun rızasını kazanmasına ve cennetine girmesine vesile olur.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.” (79/Nâzi’ât, 40-41.)

Kaynak: İslam İlmihali, Diyanet

İslam ve İhsan

İMAN NEDİR? İMANIN TANIMI VE KAPSAMI

İman Nedir? İmanın Tanımı ve Kapsamı

ALLAH’A İMAN

Allah’a İman

İMAN ESASLARI NELERDİR?

İman Esasları Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.