Allah Neden Evlat Vermez?

Allah neden evlat vermez? Peygamberimizin (s.a.s.) Hz. Aişe’den (r.a.) çocuğu var mıdır? Allahʼın bazı ailelere evlat verme ve vermemesinin hikmeti nedir?

Çocuk sahibi olamamak, içinde fiziksel, ruhsal, kültürel yönleri barındıran ve hikmetler olan çok yönlü bir durumdur.

NEDEN ÇOCUĞUM OLMUYOR?

Bazen sebeplere tevessül edilip duâ ile Hakkʼa tevekkülde de bulunulmasına rağmen, Cenâb-ı Hak çocuk ihsân etmeyebilir. Bunun pek çok hikmeti vardır. Zira gaybı Allahʼtan başkası bilemez. Hakkımızda neyin hayır, neyin şer olduğunu, Rabbimiz bizden daha iyi bilir. Oʼnun bizim hakkımızdaki takdîri, bizim kendi arzu ettiklerimizden şüphesiz ki daha hayırlıdır.

Cenâb-ı Hakkʼın bazı nîmetlerden kullarını mahrum bırakması, onların sabredip ilâhî takdîre rızâ göstererek Hak katındaki derecelerinin daha da yükselmesi ve o nîmetlerden çok daha hayırlı ve kalıcı olan uhrevî mükâfatlara nâil olmaları içindir. Bu bakımdan dâimâ ilâhî takdîre sabır, şükür, hamd, rızâ ve teslîmiyet hâlinde olmamız îcâb eder.

PEYGAMBERİMİZİN HZ. AİŞE’DEN (R.A.) ÇOCUĞU VAR MIDIR?

Allah Teâlâʼnın, kullarından bazı nîmetleri esirgemesi, o kullarını sevmediği mânâsına gelmez. Nitekim Peygamber Efendimizʼin zevce-i tâhiresi Hazret-i Âişe Vâlidemizʼin de çocuğu olmamıştı. Lâkin Âişe Vâlidemiz, ilmiyle, irfânıyla, ahlâkıyla bütün bir ümmetin annesi olmuştur.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onu âdeta bir fıkıh âlimesi olarak yetiştirmiş ve onun hakkında;

“Dîninizin üçte birini Âişe’nin evinden öğrenin!” buyurmuştur. (Deylemî, II, 165/2828)

Nitekim yeğenleri vasıtasıyla ümmete dersler veren ve ashâb-ı kirâm arasındaki yedi müctehidden biri olan Hazret-i Âişe’nin 300’e yakın talebesi olmuştur. İbn-i Abbâs v’nın ifadesiyle Âişe Vâlidemiz’in içtihâdından faydalanmayan hiçbir müctehid yoktur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Müslümanın Gönül Dünyası, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ÇOCUĞU OLMAYAN KADINLAR NE YAPMALI?

Çocuğu Olmayan Kadınlar Ne Yapmalı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.