Âile Hayatıyla En Güzel Örnek

Dünyadaki en mesut âile yuvasından, en güzel örnekler. Bütün insanlığa "en güzel örnek" olarak gönderilen Efendimizin aile hayatından kısa kesitler ve bizler için çok kıymetli örnekler...

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bütün insanlığa bir “üsve-i hasene”, yani emsalsiz bir örnek şahsiyet olarak lûtfedilmiştir. Dolayısıyla dünyadaki en mesut âile yuvası da, Oʼnun hâne-i saâdetleridir.

Peki, o yuvada ne vardı?

Allah rızâsı vardı, rûhâniyet vardı. Bunun getirdiği derin bir muhabbet vardı. Bu muhabbetin neticesinde, o mübârek yuvada bir lüks, gösteriş, kibir yoktu, tevâzu ve sadelik vardı. Bencillik yoktu, fedakârlık vardı. Cimrilik yoktu, cömertlik vardı. İsraf yoktu, kanaat vardı.

O yuvada dünyaya âit fazla bir şey yoktu.

Bir gün Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hâne-i saâdetlerine gelmişti. Odanın içine şöyle bir göz gezdirdi. Her taraf bomboştu. Evin içinde hurma yapraklarından örülmüş bir hasır vardı. Peygamber Efendimiz de onun üzerine yaslanmıştı. Kuru hasır, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek teninde izler bırakmıştı.

Bir köşede bir ölçek kadar arpa unu vardı. Onun yanında da çivide asılı eski bir su kırbası duruyordu. Hepsi bu kadar işte!.. Arabistan Yarımadası’nın Hazret-i Peygamber’e boyun eğdiği bir günde O’nun dünyaya âit mal varlığı bunlardan ibâretti.

Hazret-i Ömer bunları görünce, içini çekti. Kendini tutamadı, gözleri doldu.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Niçin ağlıyorsun yâ Ömer?” diye sordu.

O da:

“–Niçin ağlamayayım yâ Rasûlâllah! Kayser ve Kisrâ dünya nîmetleri içinde yüzüyor! Allâh’ın Rasûlü ise kuru bir hasır üzerinde yaşıyor!..” dedi.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Dünyanın onların, âhiretin de senin olmasına râzı değil misin?” buyurarak Hazret-i Ömer’in gönlünü aldı. (Müslim, Talâk, 31; Buhârî, Nikâh, 83)

Fakat o yuva mânen çok zengindi. Zira o yuva, fakir ve gariplerin müstefid olduğu bir âile vakfı gibiydi.

Bizim de kurduğumuz yuvalar, israf ve lüksten uzak olmalı. Bir infak ocağı olmalı. Çünkü Cenâb-ı Hak, infâkı bol olan bir yuvaya, bahar yağmuru gibi huzur ve bereket yağdırır. İşte bunun en bâriz misali de Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yuvasıdır.

Allah Rasûlü’nün cömertlikten ve ikram etmekten aldığı mânevî lezzet, kendisine âdeta maddî açlığını unuttururdu.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hâne-i saâdetlerinde bulunduğu vakti üçe bölerdi. Birini Allâh’a ibadete, diğerini âilesine, üçüncüsünü de şahsına ayırırdı.

Kendisine ayırdığı zamanını, avâm-havâs insanların hepsine tahsis eder, onlardan kimseyi mahrum bırakmazdı, hepsinin gönlünü alır, kalbini fethederdi.

Hattâ Âişe Vâlidemiz şöyle buyurmuşlardır:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- evdeyken boş durduğu hiç görülmemiştir. Ya bir yoksulun ayakkabısını tâmir ederdi veya bir kimsesizin elbisesini dikerdi.” (İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, I, 200)

O yuva, dünyanın öyle huzur ve güzellik dolu yuvasıydı ki, günlerce yiyecek bulunmadığı, aylarca ocak yanmadığı hâlde yine de oradan burcu burcu saâdet râyihaları yayılırdı.

Nitekim Fâtıma Vâlidemiz, bir defasında, pişirdiği ekmekten bir parça da babasına getirmişti. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Bu nedir?” diye sordu.

Fâtıma Vâlidemiz:

“–Pişirdiğim çörektir. Size getirmeden canım çekmedi.” dedi. Bunun üzerine Fahr-i Âlem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Üç gündür babanın ağzına giren ilk lokma bu olacak!” buyurdu. (İbn-i Saʻd, I, 400; Heysemî, X, 312)

Bu mahrumiyetlere rağmen o mübârek hânede, muhabbet, fedakârlık, hizmet, infak, itaat, rızâ, sabır ve teslîmiyetin lezzeti ile yaşanırdı.

Duvarları kerpiçten olan bu küçücük odalar, orada bulunanlara cennet kadar geniş ve ferah gelirdi. Çünkü onlar, bu fânî dünyanın kanaatkâr misafirleriydi.

Hiçbir kadın kocasını, ümmetin annelerinin Allah Rasûlü’nü sevdiği kadar sevemez. Hiçbir koca da hanımını, Allah Rasûlüʼnün mübârek zevcelerini sevdiği kadar sevemez.

Hiçbir evlât babasını, Fâtıma Vâlidemiz’in sevdiği kadar sevemez. Hiçbir baba da evlâdını Allah Rasûlüʼnün sevdiği kadar sevemez.

Zira Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, âile hayatında uyguladığı terbiye usûlüyle, hanımlarının ve evlâtlarının kalplerinde müstesnâ bir muhabbet bağı tesis etmişti.

O yuvada ümmetin anneleri, odalarına ancak başlarını eğerek girebiliyorlardı. Odaları, ancak kifâyet miktarı bir alandı.

Rabbimiz, rızâsı istikâmetinde yaşayan müʼmin kullarını ne güzel müjdeliyor:

“Ey âyetlerimize îmân eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de. Siz ve zevceleriniz sevinç ve mutluluk içinde Cennet’e giriniz.” (ez-Zuhrûf, 68-70)

Kaynak: Osman Nûri TOPBAŞ, Rasûlullah Efendimizʼden Eğitim Düsturları, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

GÜNÜMÜZÜN MODERN CÂHİLİYESİNDEN KURTULUŞ İÇİN TEK ÇARE

Günümüzün Modern Câhiliyesinden Kurtuluş İçin Tek Çare

PEYGAMBER EFENDİMİZİN AİLE HAYATI

Peygamber Efendimizin Aile Hayatı

PEYGAMBER EFENDİMİZİN AİLE HAYATI VE TAKVÂ ÜZERİNE EN GÜZEL ÖRNEKLER

Peygamber Efendimizin Aile Hayatı ve Takvâ Üzerine En Güzel Örnekler

PEYGAMBERİMİZİN AİLE HAYATI NASILDI?

Peygamberimizin Aile Hayatı Nasıldı?

PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİK VE AİLE HAYATI NASILDI?

Peygamberimizin Evlilik ve Aile Hayatı Nasıldı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.