Günümüzün Modern Câhiliyesinden Kurtuluş İçin Tek Çare

Günümüzün modern câhiliyesinden kurtuluş için tek çare; Hayatımızı Efendimiz’in örnek hayatıyla tanzim edebilmektir.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, nasıl zâlim bir câhiliye devrinin ıslâhına vesîle olarak onu asr-ı saâdete dönüştürdü ise, bugün de insanlığı huzura erdirip kurtaracak olan, yine O’nun rahmet nefesidir.

Bunun için daha anne kucağından başlayarak, anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversitede Allah Rasûlü’nü yakından tanıtabilmek îcâb eder.

Taze dimağlara, O’nun evvelâ muhabbetini verebilmek, gönülleri O’nun aşkıyla yeşertmek elzemdir.

Efendimiz’in örnek hayatını, kuru bir kronoloji olarak değil, yaşanan canlı bir misal olarak takdim edebilmek gerekir…

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sevinci ve hüznüyle, sabrı ve merhametiyle, infâkı ve fedakârlığıyla, adâleti ve hakkı tevzî etmesiyle, hayatın içinde olan, numûne-i imtisal bir şahsiyettir. Yani felsefecilerin sadece hayal âleminde ürettikleri gibi ütopik bir “ideal insan” değildir…

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, insanlıkta tecellî eden ilâhî bir mûcizedir.

Oʼnun hayatı, bir kavme, bir zamana veya belli bir mekâna mahsus değil, bütün zamanlara, bütün mekânlara ve bütün insanlara, hattâ cinlere şâmil bir örnektir.

Yine Efendimizʼin hayatı, -hangi vaziyette bulunurlarsa bulunsunlar- bütün insanlara kendi güçleri nisbetinde taklit edebilecekleri, fiilî, müşahhas ve mükemmel bir örnek teşkil eder.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- toplumun birbirine zıt noktalarında bulunanlara dahî en mükemmel örnektir.

Meselâ bir mahkûmun hayatı hâkime, hâkimin hayatı da mahkûma misâl teşkil etmez.

Aynı şekilde bütün ömrü maîşet mücâdelesi ve yokluk içinde geçen, mâtemlerin civârında yaşayan bir fakirin hâli de, varlık içinde yüzen bir zengine numûne olamaz.

Efendimizin Hayatı Herkes İçin Emsalsiz Bir Örnektir

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayatı ise, her iki tarafa da örnek teşkil eder.

Zira Cenâb-ı Hak Oʼnu, insan topluluğu içinde acziyet bakımından en altta bulunan “yetim çocukluk”tan başlatarak, hayatın bütün kademelerinden geçirip, kudret ve salâhiyet bakımından en üst noktaya, yani peygamberlik ve devlet reisliğine kadar yükseltmiştir.

Peygamber Efendimiz’in şahsiyeti, dürüstlüğü, doğruluğu, güzel ahlâkı, kendisine îmân etmeyen kişiler tarafından dahî tasdik edilmiştir.

Tebliğe başladığında akraba ve hemşehrilerine;

“–Şu dağın arkasından bir ordu geliyor desem bana inanır mısınız?” diye sormuştu. Onların hepsi birden:

“–İnanırız, çünkü Senʼin hiç yalan söylediğini görmedik.” dediler.

Efendimiz’in sıdk ve sadâkati o kadar meşhur olmuştu ki, Mekke’de ismi yerine kendisinden «el-Emîn ve es-Sâdık» diye bahsediliyordu.

En şiddetli muârızı olan Ebû Cehil dahî;

“Biz Sana yalancı demiyoruz! Senʼin getirdiğini istemiyoruz.” demişti. (Bkz. Vâhidî, s. 149)

Câhiliye insanı, pek çok farklı karaktere sahipti. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onların karakterlerini, Kur’ân ve Sünnet ile ihyâ etti. Câhil bir toplumdan, bir fazîletler medeniyeti inşâ etti.

İslâm hukuk metodolojisinin en büyük sîmâlarından olan Karâfî (v. 684) diyor ki:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in başka hiçbir mûcizesi olmasaydı, yetiştirmiş olduğu ashâb-ı kirâm dahî, Oʼnun peygamberliğini ispata kâfî gelirdi.” (Karâfî, el-Furûk, Dâru’s-Selâm, 2001, IV, 305.)

Asr-ı saâdette gönüller, Efendimiz’i tanımaktan, O’nunla dost olmaktan büyük bir lezzet duydu. Onlar, Efendimiz’in şahsında, eşsiz bir zarâfet âbidesi gördüler. Engin bir şefkat ve merhamet ummânı olan müstesnâ bir gönül seyrettiler.

O’na yakın olabilmenin, Allâh’a yakınlaştıran ne büyük bir vesîle olduğunu yakînen idrâk ettiler. Bu sebeple de ashâb-ı kirâmın her biri O’na ayrı bir hayranlık duydu. Her biri O’nu ayrı sevdi.

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) hadîsinin muhtevâsına girebilmek ve bu dünyadaki beraberliklerini ebedî hayatta da devam ettirebilmek gâyesiyle, Rasûlullah Efendimiz’in her hâlini taklit etmeye gayret gösterdiler.

İbadeti, muâmelâtı, muâşereti O’ndan öğrendiler.

Velhâsıl, O’nun güzel ahlâkına meftun oldular. O’nu derin bir muhabbetle sevdiler. Fânî muhabbetler ömrünü tüketti, Allah ve Rasûlʼünün muhabbeti gönüllerin en kıymetli hazinesi oldu.

O muhabbet, câhiliye insanını Efendimiz’in güzel ahlâkıyla tezyîn ederek, her biri gökteki yıldızlar gibi olan “ashâb-ı kirâm” hâline getirdi.

Dolayısıyla bizler de evlâtlarımıza dâimâ Efendimiz’in örnek hayatını anlatmakla, gönüllerine bu muhabbet tohumlarını ekmeye gayret edelim.

Yavrularımız ahlâkî bakımdan öyle bir seviye kazansınlar ki; âdeta bir gölgenin gövdeye olan sadâkati gibi, Efendimiz’i taklide yönelsinler.

Bir şeyi yaparken;

“‒Bunu Rasûlullah Efendimiz severdi, ben de yapayım!” desinler.

Veya bir kötülük gördüklerinde;

“‒Efendimiz bundan hoşlanmazdı, ben de uzak durmalıyım!” desinler.

Yahut;

“‒Şimdi Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz yanımda olsaydı benim bu hâlime tebessüm eder miydi, yoksa gül yüzünün rengi değişip mahzun mu olurdu?..” düşüncesini bir hayat düsturu hâlinde kalplerinde taşısınlar…

Kaynak: Osman Nûri TOPBAŞ, Rasûlullah Efendimizʼden Eğitim Düsturları, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

CENÂB-I HAKK’IN UNUTULDUĞU HER DEVİR CÂHİLİYE DEVRİDİR

Cenâb-ı Hakk’ın Unutulduğu Her Devir Câhiliye Devridir

MODERN CAHİLİYE

Modern Cahiliye

CAHİLİYE DÖNEMİ’NDEN ASR-I SAADET’E

Cahiliye Dönemi’nden Asr-ı Saadet’e

CÂHİLİYE DEVRİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Câhiliye Devri ile İlgili Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.