ABD ve Avrupa'da Artan İslam Karşıtlığı Güney Asya'da Müslümanlara Soykırımı Meşrulaştırıyor

"Kaç Müslüman ülkenin lideri, kaç Müslüman sivil toplum kuruluşu küreselleşen Müslüman karşıtlığına tepki gösterdi dediğinizde bir sessizlik oluyor İslamofobi'nin konuşulduğu konferanslar yapmak sorunu çözmek için yetersiz kalıyor"

ABD ve Avrupa'da yükselen İslam karşıtlığı, Asya ve pasifik ülkelerinde de Müslümanlara karşı nefreti artırıyor. Çok kültürlülük ve Müslüman karşıtlığı üzerine çalışan akademisyenler, özellikle ABD ve Fransa'daki İslam karşıtı politikaların Hindistan ve Çin gibi ülkelerde de etkili olduğuna ve İsrail'in politikalarına benzediğine dikkati çekiyor. 

ABD'deki muhafazakar siyasetçilerin seçim zamanlarında İslam karşıtı söylemleriyle Fransa'da Müslümanlara yönelik komplo teorileri ve başörtüsü karşıtı hukuksal düzenlemeler bu ülkelerdeki insan hakları savunucuları tarafından da eleştiriliyor.

Georgetown Üniversitesi bünyesinde Müslüman karşıtlığı ve çok kültürlülük üzerine araştırmalar yapan Bridge Initiative kurucusu ve İslami Çalışmalar Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. John Louis Esposito ile Bridge Initiative araştırmacısı, insan hakları avukatı Arsalan Iftikhar, AA muhabirine, küreselleşen Müslüman karşıtlığını değerlendirdi.

Esposito, Müslüman karşıtlığının önce İran İslam Devrimi sonra da 11 Eylül saldırılarıyla dünya gündemine geldiğine işaret ederek, ilk önce ABD, İngiltere ve Almanya'da sonrasında ise Müslüman nüfusa sahip olmayan Kuzey Avrupa ülkelerinde bile arttığını söyledi.

Müslüman karşıtlığının "soykırım" boyutuna ulaştığı ülkeler olduğunu belirten Esposito, "Mynmar'da Arakanlı Müslümanlar (Rohingya) ve Çin'de Uygur meselesi var. Bu iki konuda uluslararası toplum soykırımdan bahsediyor. Hindistan'da da durum iyiye gitmek yerine kötüye gidiyor. Yani bugünün dünyasında İslamofobi'nin küreselleşme sürecinden bahsetmek meşru." dedi.

"Küreselleşen Müslüman karşıtlığı yeterince gündeme getirilmiyor"

Esposito, "küreselleşen İslamofobi'nin parçası" şeklinde değerlendirdiği Avrupa'daki Müslüman karşıtlığının ulaştığı boyut ve yayılma hızının son derece şaşırtıcı olduğunu kaydederek, "Özellikle son 2-3 yılda özgürlüğün kalesi gibi görünen Fransa ve Avusturya'da bu durum çok hızlı ilerliyor." diye konuştu.

Müslümanlarla Avrupalılar arasında siyasiler üzerinden kültür çatışması başlatıldığına işaret eden Esposito, şöyle devam etti:

"Fransa'da sadece (aşırı sağcı siyasetçi Marine) Le Pen'in değil (Cumhurbaşkanı Emmanuel) Macron'un da Müslümanlara düşmanca yaklaşan söylemler ve kampanyalar yürüttüğünü gördük. Bu siyasiler, Müslüman topluma, aralarında kültürel çatışma var gibi yaklaştılar. Onlara göre Fransız ya da Avusturyalı olmak tarihsel ve kültürel anlamda tamamen Fransız veya Avusturyalı olmak."

Esposito, küreselleşen Müslüman karşıtlığına gösterilen tepkilerin yetersiz olduğunun altını çizerek, "Kaç Müslüman ülkenin lideri, kaç Müslüman sivil toplum kuruluşu küreselleşen Müslüman karşıtlığına tepki gösterdi dediğinizde bir sessizlik oluyor. İslamofobi'nin konuşulduğu konferanslar yapmak sorunu çözmek için yetersiz kalıyor. Tabii ki buna karşı tavır alan ülkeler ve liderler var ama sayıları çok az. Bu eksiklik çözüm için ilerleme kapasitesini zayıflatıyor." değerlendirmesinde bulundu.

İslam Karşıtlığının Güney Asya'da da yükselişte olduğunu kaydeden Esposito şu görüşleri ifade etti:

"Hindistan'da sadece ayrımcılık değil İslamofobi'nin şiddete ve pek çok bölgede ev yıkımları boyutuna vardığını görüyoruz. Bir adam Müslümanların Kovid'den sorumlu olduğu ithamıyla öldürüldü. 'Müslümanlar aşk cihadı' fikriyle kasıtlı olarak Hindu kadınlarla evlenip onları İslam'a döndürmeye çalışıyorlar' söylemi bile var. Yıllar önce Hindistan seküler ve demokratik bir ülke olarak görüldüğü için bu ifadelerin anlamsız olduğunu söyleyebilirsiniz ama Hindistan şimdilerde öncelikli din olarak Hindu ülkesine dönüşmeye başladı tıpkı İsrail gibi. Doğrusu insanlar bunun hakkında çok konuşmuyor ama İsrail nüfusunun bir bölümünün Müslümanlara ve Hristiyanlara karşı tavrında da fobi var. Özellikle bazı militanların yerleşimlere yaptığı müdahalelerde ve bazı siyasi liderlerin açıklamalarında."

"Müslüman karşıtlığı konusunda Fransa ve ABD örnek alınıyor"

"Yeni Dünya Düzeninde Küresel İslamofobi" kitabının yazarı, araştırmacı Iftikhar, Müslümanlara yönelik komplo teorileri hakkında şunları dile getirdi:

"Müslüman karşıtlığını benimseyen ülkelerin çoğu, Müslümanların topraklarını ele geçireceği ve işlerini ellerinden alacağı şeklinde saçma sapan komplo teorileri benimsemiş durumda. İslamofobiklerin kullandığı 'büyük yerine geçme teorisi' 1970'li yıllarda erotik romanlar yazan 76 yaşındaki Fransız edebiyatçı Renaud Camus tarafından ortaya atıldı. O bu teoriyle beyaz üstünlükçülüğünün de ideolojik babası oldu."

Avrupa'da, ABD'deki gibi anayasal engeller bulunmadığı için Müslüman karşıtı uygulamaların bazı düzenlemelerle yürütüldüğünü aktaran Iftikhar, "İslamofobi'nin bağlamını ve bu ülkelerin birbirlerinden aldıkları ilhamı anlamak çok önemli. Fransa, 2004'te Jacques Chirac'ın başkanlığı döneminde başörtüsü yasağını ilk ortaya atan ülke oldu. Ardından başörtüsü yasaklarını örnek alan ve Müslümanların sivil hayatını kontrol etmek isteyen 8 Avrupa ülkesi daha çıktı. Başörtüsü yasağı buna sadece bir örnek." şeklinde konuştu.

Iftikhar, Güney Asya ülkelerinin de Avrupa'dan etkilendiği görüşünü paylaşarak, şöyle devam etti:

"Yükselen Hindu milliyetçiliğinin ülke genelinden Müslüman kimliğini silmek için kullanıldığını görüyoruz. Buradaki etno-milliyetçilik, Avrupa'nın bazı bölgelerinde Neo-Nazizmin yükselişine benziyor. Artık Hindistan'ın her yerinde Müslümanlara yönelik saldırılarla karşılaşılabiliyor. Güneydeki Karnataka eyaletinde kelimenin tam anlamıyla Avrupa'dan örnek alınmış başörtüsü yasağı uygulanıyor."

Avrupa'daki politik söylemin, ABD'deki muhafazakar siyaset örnek alınarak Müslüman karşıtlığı üzerinden şekillendiğini ifade eden Iftikhar buna Polonya'daki siyasi kampanyaları örnek gösterdi. Iftikhar sözlerini şu şekilde tamamladı:

"Son araştırmalara göre Polonya'daki Müslüman nüfus yüzde birden az ama siyasi kampanyaların kodları Amerikan muhafazakar siyasetinden alındığı için Müslüman karşıtlığı önemli yer teşkil ediyor. Suriye iç savaşı ve Orta Doğu'dan göçmen dalgasına rağmen oran bu ancak İslamofobi ve Müslümanlar seçimi kampanyalarının yüzde 99'unda karşımıza çıkıyor."

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

İSLAMOFOBİYLE MÜCADELE İÇİN 10 ADIM

İslamofobiyle Mücadele İçin 10 Adım

DİJİTAL OYUNLARDA İSLAMOFOBİ TEHLİKESİ

Dijital Oyunlarda İslamofobi Tehlikesi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.