7 Menfi Sıfat, 8 Kurtuluş Reçetesi
İnsanı Allah’tan uzaklaştıran 7 menfi sıfattan nasıl korunuruz? Abdullah Sert Hocaefendi, Sâmi Efendi'nin Bakara Suresinin Tefsiri eserinden; 7 süflî derekeyi ve kurtuluşa götüren 8 ilâhî derecenin sırrını bizlere aktarıyor.
7 ENGEL, 8 MERHALE: HAKİKÎ TAKVAYA YOLCULUK
“Öyle bir günden sakının ki, hepiniz o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara haksızlık edilmeyecektir.” (Bakara suresi, 281)
...
Ey Müslüman!
Şunu iyi bil ki: İnzâl buyurulmuş bütün kitapların hulâsası ve insana nispetle fâidesi iki mânaya râcidir:
- Birincisi, insanın süflî derekelerden kurtulması;
- İkincisi, yüksek derecelerle kurtuluşa ermesi.
İnsanın necâtı (kurtuluşu), süflî derekelerden çıkmaktadır ki, bunlar yedi tanedir:
- Küfür,
- şirk,
- cehâlet,
- mâsiyet,
- ahlâk-ı mezmûme (kötü huylar),
- evsâf perdeleri ve
- nefis perdesi.
Kurtuluşa ermesi ise yüksek derecelere doğru terakkî etmesidir ki, bu yüksek dereceler de sekiz tanedir:
- Allah’ı tanımak,
- O’nu birlemek,
- ilim,
- tâat,
- ahlâk-ı hamîde (güzel huylar),
- Hakk’ın cezbeleri,
- benlikten uzak kalmak ve
- Allah’la bâkî olmak.
İşte bu “Öyle bir günden sakının ki” âyeti icmâlen bütün bunlara işaret etmektedir.
“Korununuz” lafzı— bu mânalardan gayret-i insâniyye ile ilgili her şeyi ihtivâ eden bir lâfızdır. Zira takvânın hakikati, seni Allah’tan uzaklaştıracak her şeyden kaçmak, O’na yaklaştıracak her şeye yapışmaktır.
Bunun delîli, Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şu sözüdür:
“Takvânın özü, Allah Teâlâ’nın ‘Şüphesiz Allah, adaleti ve iyiliği emreder.’ sözüdür.”
İşte bu mânaya göre, süflî derekelerden uzaklaşıp yüksek derecelerde terakkî etmek, "takvâ" kelimesinin içine girer.
Avâmın takvâsı: Allah’ı bilerek küfürden, tevhîd ile şirkten, ilim ile cehâletten, tâatlarla ma’siyetten, ahlâk-ı hamîde ile ahlâk-ı mezmûmeden uzaklaşmakla olur.
Burada avâmın seyri (ilerlemesi) son bulur. Zira insanoğlunun çabası ve müctehidlerin içtihadının sonu bir takım şartlar içerisindedir:
“Bizim uğrumuzda mücâhede edenlere Biz elbette yollarımızı gösteririz.”
İşte buradan itibaren havâssın takvâsı başlar ki, onlar “Biz onları elbette yollarımıza ileteceğiz.” cezbeleriyle cezbelenmişlerdir. İşte bu cezbe, onları evsâf perdelerinden Hakk’ın sıfatları derecesine çıkarır. Burada havâssın sulûku son bulur. Onlar, yanında Cennetu’l-Me’vâ bulunan Sidretü’l-Müntehâ gölgesinde gölgelenirler ve:
“O zaman Sidre’yi bürüyordu, onu bürüyen...” mevhibelerinden feyz alırlar.
Havâssu’l-havâssın takvâsına gelince, bu inâyet-i Refref’in cezbesi iledir:
“Peygamberin gözü gördüğünden sapmadı, onu aşmadı da.” Bu cezbe, Sidretü Müntehe’l-Evsâf’tan (vasıfların sona erdiği sidreden), nefis perdelerinin nihâyeti ve kudsî nurların başlangıcı olan Kâbe Kavseyn’e (iki yay kadar yakın) kadardır.
İşte orada:
“Kim nefsini tanırsa Rabbini de tanımış olur.” Kişi, hakîkî takvâ ile îmân-ı hakîkîyi bulabilir.
“İttikâ ediniz”: Yani, bütün gayretinizle Bizim uğrumuzda çalışın.
“Bir günden ki...” ifadesi ise, sizi inâyet-i ilâhiyye cezbeleriyle yollarımıza hidâyet edeceğimiz güne işarettir.
“O gün O’na döndürüleceksiniz” âyetindeki "rucû" (dönüş) kelimesi de, başlangıcın ve gelişin O’ndan olduğunu bilmeyi işaret eder.
Kaynak: Mahmud Sami Ramazanoğlu, Bakara Suresi Tefsiri, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!