Yoros Kalesi Tarihi

Yoros Kalesi’ni kim yaptırdı? Yoros Kalesi nerede? Yoros Kalesi tarihi, özellikleri, hakkında bilgi...

Yoros Kalesi Bizans tarafından boğazın girişini kontrol etmek amacıyla yapıldı.

CENEVİZ KALESİ

14. yüzyılın başlarında 1305’te kale, Şile Kalesi ile birlikte Türklerin eline geçti. 1348’den itibaren Karadeniz ticaret yolunu ele geçiren Cenevizliler buraya hâkim oldu. Kale, 14. yüzyılın sonlarında, Boğaz’ın Anadolu yakasına tamamen hâkim olan Osmanlı Devleti tarafından alındı.

YOROS KALESİ’NİN FETHİ

Yoros Kalesi, Şile Hisarı ile birlikte 1391’de karayoluyla Kocaeli’nden büyük bir kuvvetle gelen Yıldırım Beyazıt tarafından fethedildi. Beyazıt bundan sonra Yoros Kalesi’ni bir üs gibi kullandı. Kalenin yakınlarındaki ormanlık bölgede, içinde buranın fethi sırasında şehit düşenlerin mezarları olan bir şehitlik vardır.

[caption id="attachment_151840" align="alignnone" width="750"] Yoros Kalesi ve Anadolu Kavağı (Yoros Castle)[/caption]

1402'deki Ankara Savaşı’ndan sonra Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Çelebi Mehmet, Rumeli’de kardeşi Musa Çelebi’ye karşı harekâtı sırasında Bursa’dan gelerek Yoros’ta karargahını kurdu.

Osmanlı Devleti’nin hemen her tarafındaki kıyı kalelerini tamir ettiren veya yenilerini yaptıran Sultan II. Beyazıt burasını da tamir ettirdi, içine mescit yaptırdı. Sonraları kale dizdarı Mehmet Ağa kaleye bir hamam inşa etti.

Kale, son dönemlere kadar oldukça iyi durumda idi. 18. yüzyılın sonları, 19. yüzyılın başlarında Yoros Kalesi içinde 25 evlik bir Türk mahallesi vardı. Ayrıca muhafız olarak bir dizdar idaresinde 20 kişilik bir müfreze görev yapıyordu. Zaman içinde kale kaderine terkedildiği için viraneye döndü.

Not: Şu an Yoros Kalesi’nde tadilat yapılmaktadır.

YOROS KALESİ NEREDE?

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.