Yokluğun Bereketi ve İnsanları Yakınlaştıran Hikmeti
Yokluğun insanı kanaate, sabra ve Allah’a yakınlığa ulaştıran yönü; paylaşım, muhabbet ve manevî hikmet ekseninde ele alınıyor.
Köyde çok sevdiğim bir akrabam vardır. Babamın amca oğlu. Yaş almış bir büyüğümdür. Onunla konuşmaya bayılırım.
VARLIK ARTTI, MUHABBET AZALDI
Bir gün ona; “Evlerimiz, arabalarımız, paramız, imkanlarımız, pek çok şeyimiz geçmişe oranla daha iyi.” dedim. Varlığın ne büyük bir nimet olduğunu söyledim. O da tebessüm etti ve şu hatırasını anlattı:
“Fındık toplandığı zaman harmana serilir. Bu esnada güneş onu iyice kavurur. Sonra fındığın sadece üstü değil altı da kurusun diye fındığın üstünü altına getirmek için bir kürek kullanırız. Buna fındık küreği deriz. Ben gençken bu kürekten sadece bizde vardı.
Harman vakti geldiğinde fındığını ters-düz etmek istek isteyen komşularımız bize gelir, küreği ödünç alır ve işini görürdü. İşini bitirip küreği geri getirdiğinde ise bir ikramla gelirdi. Bu da aramızdaki kardeşlik bağlarını güçlendirirdi. Bu vesileyle yüz yüze görüşür, hâl hatır sorar, birbirimizin dertlerini dinlerdik.
Zamanla imkanlar gelişmeye başladı. Herkesin ekonomisi daha da iyileşti. Komşularımızdan yavaş yavaş evlerine fındık küreği almaya başlayanlar oldu. Bir, iki, üç derken gün geldi herkesin evinde birer kürek oldu artık. Yetmedi iki kürek alanlar da oldu. Olur da birincisi kırılır, başkasına muhtaç kalırım diye.
Sonra yavaş yavaş gidip gelmeler kesildi. Evlerde eksik ne varsa tamamlamaya başladı herkes. Derken bağlarımız iyice zayıfladı. O gün anlayamamıştım ama şimdi çok daha iyi anlıyorum. Varlık elbette çok değerliydi, ama bizim için en değerli varlık yoklukmuş. Onu farkettim. Bazen insan bir şeyin varlığının değerini onu kaybedince anlıyor. Biz de ise tam tersi oldu. Her şey tam olunca neyin değerli olduğunu o zaman gördük.”
Bu misal beni derin bir tefekküre daldırdı. Yokluk kavramı aslında ne değerli bir hikmet, ne kıymetli bir terbiye aracı. Dünya nimetlerinin azlığı, bazen insanın yükünü hafifleten ve onu asıl gayesine yaklaştıran önemli bir kurtarıcıdır.
YOKLUĞUN İÇİNDEKİ HİKMET VE MANEVÎ FERAHLIK
Yokluğun aslında içinde kendi çözümünü ve ferahlığını barındırdığını bulmak kişiyi aydınlatır. Bu aydınlanmayı yaşayan kişi, dünyanın sırrının önemli bir kısmını çözmüş demektir.
“Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile imtihan ederiz… (Ey Rasûlüm!) Sabredenleri müjdele!..” (el-Bakara, 155)
Ayet-i kerimede yokluk, sabredenler için müjdeye açılan bir kapı ve manevi bir derece kazanma vesilesi. İçinde bulunduğumuz durumlara verdiğimiz tepki ve cevaplar bizi değerli kılıyor. Bütün mesele içinde bulunduğun durumu anlamlandırabilmek.
Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Müslüman olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allah’ın kendisine verdiği nimete kanâat eden kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (Müslim, Zekât 125. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 35; İbni Mâce, Zühd 9)
Mutasavvıflar, yokluk kavramını bir makam olarak görmüşlerdir. Onlara göre yokluk, insanın kendi acziyetini anlayıp tamamen Allah'a yönelmesidir. Mevlânâ Hazretleri bu kalbî kıvâma erenlere şöyle seslenir: “Yola düşersen, sana yol açarlar. Yok olursan, seni varlığa ulaştırırlar. Varlığın aynası nedir? Varlığın aynası yokluktur. Ey Hak âşığı! Eğer ahmak değilsen, Hakk’ın huzûruna yokluk götür.”
Kaynak: Kadir Bekâr, Altınoluk Dergisi, Sayı: 483









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!