YASİN SURESİNİN OKUNUŞU VE ANLAMI

Yasin suresi “Kur’an’ın kalbi” olarak nitelenmiştir. Ölmek üzere olanlara, kabir ziyaretlerinde veya ölülerin arkasından okunması tavsiye edilen Yasin suresinin büyük fazileti ve faydaları vardır. Yasin suresi nerede nazil olmuştur? Yasin suresi kaç ayettir? Yasin suresi ne için  okunur? Yasin suresinin fazileti ve sırları nelerdir? Yasin suresinin Arapçası ve meali. Yasin suresinin okunuşu ve anlamı. İşte Yasin suresinin Türkçesi ve on bereketi.

Yasin suresi Mekke’de nazil olmuştur. 83 ayettir. İsmini birinci ayette geçen يٰسٓ (Yasin) kelimesinden alır. Resmî sıralamada 36, nüzul (İniş) sırasına göre 41. sûredlr.

YASİN SURESİ NİÇİN OKUNUR? - Yasin Suresinin 10 BEREKETİ

“Yasin suresi okuyunuz. Çünkü onda on türlü bereket vardır;

1. Aç kimse okursa doyar.

2. Çıplak bir kimse okursa giyinir.

3. Bekâr okursa evlenir.

4. Korku içindeki okursa emniyyete kavuşur.

5. Mahzun okursa ferahlar.

6. Sefere çıkan bir kimse okursa seferinde Allah’ın yardımına mazhar olur.

7. Bir şeyi kaybolan kimse okursa kaybettiğini bulur.

8. Meyyite okunursa azâbı hafifler.

9. Susuz kalan okursa susuzluğu gider.

10. Hasta okursa şifâ bulur.” (Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları)

  • Yasin Suresinin Fazileti

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Her şeyin bir kalbi vardır; Kur’an’ın kalbi de Yâsîn’dir.” (Tirmizî, Fezâllü’l-Kur’ân 7)

Yine Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurur:

“Ölülerinizin yanında Yâsîn’i okuyun.” (İbn Mâce, Cenâiz 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 26)

Bu hadis-i şerifi iki türlü anlamak mümkündür. Birincisi, “Ölmek üzere olanlarınıza okuyun.” Çünkü Yâsîn sûresi hep imanî mevzulardan bahsettiği için, son nefeslerini vermekte olan bir kişi onu dinlediği zaman imanı takviye olacak ve biiznillâh imanla âhirete intikâline yardımcı olacaktır. Bir kısım âlimlerimiz ise, hadisin zahiri mânasını dikkate alarak, “Yâsîn’i ölüp defnettiğiniz mevtâlarınız üzerine okuyun” şeklinde anlamışlardır. Her iki mânada dinimiz açısından doğrudur.

YASİN SURESİ DİNLE - FATİH ÇOLLAK

YASİN SURESİNİN TÜRKÇE OKUNUŞU

Yâ-Sîn. ﴾1﴿ Velkur-âni-lhakîm(i) ﴾2﴿ İnneke lemine-lmurselîn(e) ﴾3﴿ ‘Alâ sirâtin mustakîm(in) ﴾4﴿ Tenzîle-l’azîzi-rrahîm(i) ﴾5﴿ Litunżira kavmen mâ unżira âbâuhum fehum ġâfilûn(e) ﴾6﴿ Lekad hakka-lkavlu ‘alâ ekśerihim fehum lâ yu/minûn(e) ﴾7﴿ İnnâ ce’alnâ fî a’nâkihim aġlâlen fehiye ilâ-l-eżkâni fehum mukmehûn(e) ﴾8﴿ Vece’alnâ min beyni eydîhim sedden vemin ḣalfihim sedden feaġşeynâhum fehum lâ yubsirûn(e) ﴾9﴿ Vesevâun ‘aleyhim eenżertehum em lem tunżirhum lâ yu/minûn(e) ﴾10﴿ İnnemâ tunżiru meni-ttebe’a-żżikra veḣaşiye-rrahmâne bilġayb(i)(s) febeşşirhu bimaġfiratin veecrin kerîm(in) ﴾11﴿ İnnâ nahnu nuhyî-lmevtâ venektubu mâ kaddemû ve âśârahum(c) ve kulle şey-in ahsaynâhu fî imâmin mubîn(in) ﴾12﴿ Vadrib lehum meśelen ashâbe-lkaryeti iż câehâ-lmurselûn(e) ﴾13﴿ İż erselnâ ileyhimu-śneyni fekeżżebûhumâ fe’azzeznâ biśâliśin fekâlû innâ ileykum murselûn(e) ﴾14﴿ Kâlû mâ entum illâ beşerun miślunâ vemâ enzele-rrahmânu min şey-in in entum illâ tekżibûn(e) ﴾15﴿ Kâlû rabbunâ ya’lemu innâ ileykum lemurselûn(e) ﴾16﴿ Vemâ ‘aleynâ illâ-lbelâġu-lmubîn(u) ﴾17﴿ Kâlû innâ tetayyernâ bikum(s) le-in lem tentehû lenercumennekum veleyemessennekum minnâ ‘ażâbun elîm(un) ﴾18﴿ Kâlû tâ-irukum me’akum(c) e-in żukkirtum(c) bel entum kavmun musrifûn(e) ﴾19﴿ Vecâe min aksâ-lmedîneti raculun yes’â kâle yâ kavmi-ttebi’û-lmurselîn(e) ﴾20﴿ İttebi’û men lâ yes-elukum ecran vehum muhtedûn(e) ﴾21﴿ Vemâ liye lâ a’budu-lleżî fetaranî ve-ileyhi turce’ûn(e) ﴾22﴿ Eetteḣiżu min dûnihi âliheten in yuridni-rrahmânu bidurrin lâtuġni ‘annî şefâ’atuhum şey-en velâ yunkiżûn(i) ﴾23﴿ İnnî iżen lefî dalâlin mubîn(in) ﴾24﴿ İnnî âmentu birabbikum fesme’ûn(i) ﴾25﴿ Kîle-dḣuli-lcenne(te)(s) kâle yâ leyte kavmî ya’lemûn(e) ﴾26﴿ Bimâ ġafera lî rabbî vece’alenî mine-lmukramîn(e) ﴾27﴿ Vemâ enzelnâ ‘alâ kavmihi min ba’dihi min cundin mine-ssemâ-i vemâ kunnâ munzilîn(e) ﴾28﴿ İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe-iżâ hum ḣâmidûn(e) ﴾29﴿ Yâ hasraten ‘alâ-l’ibâd(i)(c) mâ ye/tîhim min rasûlin illâ kânû bihi yestehzi-ûn(e) ﴾30﴿ Elem yerav kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni ennehum ileyhim lâ yerci’ûn(e) ﴾31﴿ Ve-in kullun lemmâ cemî’un ledeynâ muhdarûn(e) ﴾32﴿ Veâyetun lehumu-l-ardu-lmeytetu ahyeynâhâ veaḣracnâ minhâ habben feminhu ye/kulûn(e) ﴾33﴿ Vece’alnâ fîhâ cennâtin min naḣîlin vea’nâbin vefeccernâ fîhâ mine-l’uyûn(i) ﴾34﴿ Liye/kulû min śemerihi vemâ ‘amilet-hu eydîhim(s) efelâ yeşkurûn(e) ﴾35﴿ Subhâne-lleżî ḣaleka-l-ezvâce kullehâ mimmâ tunbitu-l-ardu vemin enfusihim vemimmâ lâ ya’lemûn(e) ﴾36﴿ Veâyetun lehumu-lleylu nesleḣu minhu-nnehâra fe-iżâ hum muzlimûn(e) ﴾37﴿ Ve-şşemsu tecrî limustekarrin lehâ(c) żâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm(i) ﴾38﴿ Velkamera kaddernâhu menâzile hattâ ‘âde kel’urcûni-lkadîm(i) ﴾39﴿ Lâ-şşemsu yenbeġî lehâ en tudrike-lkamera velâ-lleylu sâbiku-nnehâr(i)(c) ve kullun fî felekin yesbehûn(e) ﴾40﴿ Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ żurriyyetehum fî-lfulki-lmeşhûn(i) ﴾41﴿ Veḣalaknâ lehum min miślihi mâ yerkebûn(e) ﴾41﴿ Ve-in neşe/ nuġrikhum felâ sarîḣa lehum velâ hum yunkażûn(e) ﴾42﴿ İllâ rahmeten minnâ vemetâ’an ilâ hîn(in) ﴾44﴿ Ve-iżâ kîle lehumu-ttekû mâ beyne eydîkum vemâ ḣalfekum le’allekum turhamûn(e) ﴾45﴿ Vemâ te/tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû ‘anhâ mu’ridîn(e) ﴾46﴿ Ve-iżâ kîle lehum enfikû mimmâ razekakumu(A)llâhu kâle-lleżîne keferû lilleżîne âmenû enut’imu men lev yeşâu(A)llâhu et’amehu in entum illâ fî dalâlin mubîn(in) ﴾47﴿ Ve yekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîn(e) ﴾48﴿ Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te/ḣużuhum vehum yaḣissimûn(e) ﴾49﴿ Felâ yestatî’ûne tavsiyeten velâ ilâ ehlihim yerci’ûn(e) ﴾50﴿ Venufiḣa fî-ssûri fe-iżâ hum mine-l-ecdâśi ilâ rabbihim yensilûn(e) ﴾51﴿ Kâlû yâ veylenâ men be’aśenâ min merkadinâ(k-s) hâżâ mâ ve’ade-rrahmânu vesadeka-lmurselûn(e) ﴾52﴿ İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe-iżâ hum cemî’un ledeynâ muhdarûn(e) ﴾53﴿ Felyevme lâ tuzlemu nefsun şey-en velâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(e) ﴾54﴿ İnne ashâbe-lcenneti-lyevme fî şuġulin fâkihûn(e) ﴾55﴿ Hum ve ezvâcuhum fî zilâlin ‘alâ-l-erâ-iki mutteki-ûn(e) ﴾56﴿ Lehum fîhâ fâkihetun velehum mâ yedde’ûn(e) ﴾57﴿ Selâmun kavlen min rabbin rahîm(in) ﴾58﴿ Vemtâzû-lyevme eyyuhâ-lmucrimûn(e). ﴾59﴿ Elem a’hed ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budû-şşeytân(e)(s) innehu lekum ‘aduvvun mubîn(un). ﴾60﴿ Ve eni-’budûnî(c) hâżâ sirâtun mustekîm(un) ﴾61﴿ Velekad edalle minkum cibillen keśîrâ(an)(s) efelem tekûnû ta’kilûn(e). ﴾62﴿ Hâżihi cehennemu-lletî kuntum tû’adûn(e). ﴾63﴿ İslevhâ-lyevme bimâ kuntum tekfurûn(e) ﴾64﴿ Elyevme naḣtimu ‘alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(e) ﴾65﴿ Velev neşâu letamesnâ ‘alâ a’yunihim festebekû-ssirâta feennâ yubsirûn(e) ﴾66﴿ Velev neşâu lemesaḣnâhum ‘alâ mekânetihim femâ-stetâ’û mudiyyen velâ yerci’ûn(e) ﴾67﴿ Vemen nu’ammirhu nunekkis-hu fî-lḣalk(i)(s) efelâ ya’kilûn(e) ﴾68﴿ Vemâ ‘allemnâhu-şşi’ra vemâ yenbeġî leh(u)(c) in huve illâ żikrun ve kur-ânun mubîn(un) ﴾69﴿ Liyunżira men kâne hayyen ve yahikka-lkavlu ‘alâ-lkâfirîn(e) ﴾70﴿ Eve lem yerav ennâ ḣalaknâ lehum mimmâ ‘amilet eydînâ en’âmen fehum lehâ mâlikûn(e) ﴾71﴿ Ve żellelnâhâ lehum feminhâ rakûbuhum veminhâ ye/kulûn(e) ﴾72﴿ Velehum fîhâ menâfi’u ve meşârib(u)(s) efelâ yeşkurûn(e) ﴾73﴿ Vetteḣażû min dûni(A)llâhi âliheten le’allehum yunsarûn(e) ﴾74﴿ Lâ yestatî’ûne nasrahum vehum lehum cundun muhdarûn(e) ﴾75﴿ Felâ yahzunke kavluhum(m) innâ na’lemu mâ yusirrûne vemâ yu’linûn(e) ﴾76﴿ Eve lem yerâ-l-insânu ennâ ḣalaknâhu min nutfetin fe-iżâ huve ḣasîmun mubîn(un) ﴾77﴿ Ve darabe lenâ meśelen venesiye ḣalkah(u)(s) kâle men yuhyî-l’izâme vehiye ramîm(un) ﴾78﴿ Kul yuhyîhâ-lleżî enşeehâ evvele merra(tin)(s) vehuve bikulli ḣalkin ‘alîm(un) ﴾79﴿ Elleżî ce’ale lekum mine-şşeceri-l-aḣdari nâran fe-iżâ entum minhu tûkidûn(e) ﴾80﴿ Eve leyse-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bikâdirin ‘alâ en yaḣluka miślehum(c) belâ vehuve-lḣallâku-l’alîm(u) ﴾81﴿ İnnemâ emruhu iżâ erâde şey-en en yekûle lehu kun feyekûn(u) ﴾82﴿ Fesubhâne-lleżî biyedihi melekûtu kulli şey-in ve-ileyhi turce’ûn(e) ﴾83﴿

YASİN SURESİNİN TÜRKÇE MEALİ

Yâ. Sîn. ﴾1﴿ Baştan sona hüküm ve hikmet dolu Kur’an’a yemin olsun ki, ﴾2﴿ Rasûlüm! Hiç şüphesiz sen peygamberlerdensin. ﴾3﴿ Dosdoğru bir yol üzerindesin. ﴾4﴿ Bu Kur’an da, kudreti dâimâ üstün gelen ve çok merhametli olan Allah’ın sana peyderpey indirdiği bir kitaptır. ﴾5﴿ Ataları uyarılmadığı için dinî gerçeklerden habersiz kalmış bir toplumu uyarman için. ﴾6﴿ İnsanların çoğu üzerine Allah’ın azap sözü kesinleşmiştir; çünkü onlar iman etmeyecekler. ﴾7﴿ Biz onların boyunlarına demir halkalar geçirdik. O halkalar tâ çenelerine kadar dayanmıştır da bu yüzden başları yukarı doğru çivilenmiş gibidir. ﴾8﴿ Onların önlerine bir set, arkalarına bir set yaptık; böylece onları öylesine perdeleyip kuşattık ki artık hiçbir şey göremezler. ﴾9﴿ Böylelerini uyarsan da uyarmasan da birdir; onlar iman etmeyecekler. ﴾10﴿ Sen ancak Kur’an’a uyan ve görmediği halde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böyle olanları büyük bir bağışlanmayla ve çok güzel, bol ve ardı arkası kesilmeyecek bir mükâfatla müjdele! ﴾11﴿ Şüphe yok ki ölüleri diriltecek olan biziz. İnsanların yapıp önceden gönderdikleri amelleri de, geride bıraktıkları eserlerini de biz yazıyoruz. Esâsen biz, olmuş olacak her şeyi apaçık bir kitapta tek tek sayıp kaydetmiş bulunuyoruz. ﴾12﴿ Rasûlüm! Onlara şu şehir halkının hâlini misâl olarak anlat: Hani onlara elçiler gelmişti. ﴾13﴿ Önce onlara iki elçi göndermiştik. İkisini de yalanlayınca, biz de üçüncü bir elçiyle onları destekledik. Üçü birlikte: “Ey insanlar! Gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. ﴾14﴿ Şehir halkı: “Siz de tıpkı bizim gibi birer insansınız. Rahmân’ın bir şey indirdiği falan yok; siz ancak yalan söylüyorsunuz” dediler. ﴾15﴿ Elçiler şöyle karşılık verdiler: “Rabbimiz biliyor ki, biz kesinlikle size gönderilmiş elçileriz.” ﴾16﴿ “Bize düşen Allah’ın mesajını tam olarak, açık ve anlaşılır bir şekilde size ulaştırmaktır.” ﴾17﴿ Şehir halkı: “Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer dâvanızdan vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlayarak öldüreceğiz ve bizim elimizden size çok acıklı bir azap dokunacak” diye tehdit ettiler. ﴾18﴿ Elçiler de cevâben: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi böyle tepki gösteriyorsunuz? Aslında siz sınır tanımayan, Allah’ın verdiği kabiliyet ve imkânları boşa harcayan bir toplumsunuz!” dediler. ﴾19﴿ Derken, şehrin tâ öbür ucundan bir adam koşarak geldi. Ayağının tozuyla şunu söyledi: “Ey kavmim! Gelin, bu elçilere uyun!” ﴾20﴿ “Uyun, yaptıklarına karşılık sizden hiçbir ücret istemeyen ve bizzat kendileri de doğru yolda olan bu güzel insanlara!” ﴾21﴿ “Hem ben, niçin beni kendime has özelliklerle yoktan yaratana kulluk etmeyeyim? Sonunda siz de O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.” ﴾22﴿ “Ben hiç O’ndan başka ilâhlar edinebilir miyim? Çünkü Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve hiçbiri beni kurtaramaz.” ﴾23﴿ “Kaldı ki, başka ilâhlar edinecek olursam, o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine yuvarlanmış olurum.” ﴾24﴿ “Doğrusu ben, sizi de yaratan ve yaşatan Rabbinize iman ettim; öyleyse gelin beni dinleyin!” ﴾25﴿ Öldürülmek üzereyken ona: “Buyur cennete!” denildi. O ise: “Keşke” dedi, “keşke kavmim bilseydi”; ﴾26﴿ “Rabbimin beni bağışladığını ve beni husûsî ikrâmına mazhar olan kullarından kıldığını!” ﴾27﴿ Onun şehâdetinin ardından kavmini helâk için gökten bir ordu indirmedik, indirmeye gerek de duymadık. ﴾28﴿ Yalnız korkunç bir çığlık onlara yetti; hepsi bir anda cansız yere düşüp, söndü gittiler. ﴾29﴿ Yazıklar olsun o kullara! Ne zaman kendilerine bir peygamber gelse mutlaka onu alaya alırlardı. ﴾30﴿ Onlardan önce nice nesilleri inkârları yüzünden helâk ettiğimizi görmezler mi? Gidenlerin de hiçbiri geri dönmüyor? ﴾31﴿ Sonunda onların hepsi yakalanıp hesapları görülmek üzere huzurumuzda toplanacaklar. ﴾32﴿ Ölü toprak, onlara Allah’ın sonsuz kudretini ve yeniden dirilişi ispatlayan muhteşem bir delildir. Şöyle ki, her bahar biz o toprağa hayat veriyor ve oradan canlıların yiyip beslendikleri çeşit çeşit ekinler, ürünler çıkarıyoruz. ﴾33﴿ Yine o yerde hurma bahçeleri, üzüm bağları var ediyor; oradan pınarlar, gözeler fışkırtıyoruz. ﴾34﴿ Tâ ki, var ettiğimiz bütün bu ürünlerin meyvelerinden ve bunlardan bizzat kendi elleriyle imal ettikleri şeylerden yesinler. Hâlâ şükretmeyecekler mi? ﴾35﴿ Her türlü kusurdan, eksiklikten, eşi ortağı olmaktan uzaktır o Allah ki, yerin bitirdiği her şeyi, bizzat kendilerini ve henüz mâhiyetini bilmedikleri nice şeyleri çiftler hâlinde yaratmıştır. ﴾36﴿ Gecenin gelişi de onlar için Allah’ın birliğini gösteren bir delildir. Gündüzü ondan soyup çıkarırız da birden karanlığa gömülüverirler. ﴾37﴿ Onlar için bir başka delil olan güneş, kendine ait yörüngesinde belli bir kanuna göre akıp gider. İşte bu, kudreti dâimâ üstün gelen ve her şeyi en iyi bilen Allah’ın takdiridir. ﴾38﴿ Ay için de bir takım menziller tâyin ettik; dolaşa dolaşa sonunda o, eski hurma salkımının ağaçta kalan yıllanmış sapı gibi kuru, sarı, hilal gibi kavisli olur. ﴾39﴿ Ne güneş aya yetişip çarpabilir, ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Her biri, kendine ait bir yörünge de yüzer, gider. ﴾40﴿ İnsanlar için Allah’ın birliğini gösteren bir başka delil, nesillerini yüklü gemilerde batmadan taşımamızdır. ﴾41﴿ Gemiler gibi, onlar için üzerlerine binip seyahat edecekleri daha nice vasıtalar yarattık. ﴾42﴿ Dilesek onları suda boğarız da, ne feryatlarına koşan kimse olur, ne de bir yolunu bulup boğulmaktan kurtulabilirler. ﴾43﴿ Ancak kurtulmaları için tarafımızdan bir rahmetin kavuşması ve onları belli bir zamana kadar yaşatmayı istememiz müstesnâ! ﴾44﴿ Onlara: “Sizi önünüzden ve arkanızdan kuşatan günahlar ve onların hem dünya hem âhiret açısından açacağı kötü sonuçlar karşısında güzel bir takvâ hayatı ile Allah’ın koruması altına girin ki dünyada faziletli bir hayat sürme, âhirette de ebedî saâdete ulaşma adına merhamete lâyık olasınız” dendiği zaman aldırış etmezler. ﴾45﴿ Kendilerine ne zaman Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler. ﴾46﴿ Onlara: “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden muhtaçlara verin!” çağrısı yapıldığında, kâfirler mü’minlere: “Dilediği takdirde Allah’ın rızıklandırıp doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Bu, bizim vazîfemiz mi? Doğrusu siz apaçık bir şaşkınlık içindesiniz” derler. ﴾47﴿ Bir de: “Eğer doğru söylüyorsanız bizi tehdit edip durduğunuz bu kıyâmet ne zaman?” diye soruyorlar. ﴾48﴿ Anlaşılan onlar, dünyevî meseleler veya şahsî menfaatleri üzerinde birbirleriyle çekişip dururlarken kendilerini apansız ve kıskıvrak yakalayacak olan korkunç bir çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar. ﴾49﴿ O çığlık geldiği zaman ise, artık ne bir vasiyet yapmaya fırsat bulabilirler, ne de âilelerinin yanına dönebilirler. ﴾50﴿ Sûra ikinci kez üflendi: İşte onlar kabirlerden kalkmış, Rablerinin huzuruna doğru akın akın koşuyorlar. ﴾51﴿ “Eyvah bize!” diye bağrışıyorlar, “Uyuduğumuz bu yerden bizi kim kaldırdı? Demek Rahmân’ın kesinlikle olacak diye haber verdiği hâdise buymuş; meğer peygamberler doğruyu söylermiş!” ﴾52﴿ Bütün olay, sadece korkunç bir çığlıktan ibarettir. Onların hepsi huzurumuzda toplanıverecekler. ﴾53﴿ O gün kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacak. Siz de ancak dünyadayken işlediklerinizin karşılığını göreceksiniz. ﴾54﴿ Cennet ehli o gün tatlı, mutluluk dolu meşguliyetler içinde cennet nimetlerinden yiyip içerler. ﴾55﴿ Kendileri ve eşleri, gölgeler altında, koltuklara kurulup yaslanırlar. ﴾56﴿ Orada onlar için çeşit çeşit meyveler ve canlarının çektiği her şey vardır. ﴾57﴿ Bir de, merhameti pek bol olan bir Rabden onlara hitâben “Selâm!” sözü vardır. ﴾58﴿ Sonra kâfirlere şöyle seslenilir: “Ey inkârcı suçlular! Bugün mü’minlerden ayrılıp şöyle bir kenara çekilin bakalım!” ﴾59﴿ “Ben size öğüt vermedim mi: Ey Âdem oğulları! Şeytana tapmayın; çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” ﴾60﴿ “Yalnız bana kulluk edin; dosdoğru yol işte budur” diye? ﴾61﴿ Buna rağmen, gerçekten o içinizden nice nesilleri doğru yoldan saptırdı. Aklınızı kullanıp, ona göre davranmalı değil miydiniz? ﴾62﴿ İşte, tehdit edilip durduğunuz cehennem! ﴾63﴿ İnkâr içinde yaşayıp kâfir olarak öldüğünüz için, yanıp kavrulmak üzere girin bugün oraya! ﴾64﴿ O gün onların ağızlarını mühürleriz de, işlemiş oldukları günahları bize elleri söyler, ayakları da buna şâhitlik eder. ﴾65﴿ Dileseydik onların gözlerini büsbütün silme kör ederdik de, öylece yollara dökülüp koşuşurlardı. Ancak o zaman nasıl görebilirlerdi ki? ﴾66﴿ Dileseydik onların mâhiyet ve şekillerini değiştirir, kendilerini oldukları yerde dondurup çivileyiverirdik de artık ne bir adım ileri gidebilir ne de geri dönebilirlerdi. ﴾67﴿ Kime uzun ömür verirsek onu yaratılışta baş aşağı çeviririz. Hiç akıl erdirmiyorlar mı ki gidiş nereye? ﴾68﴿ Biz Peygamber’e şiir öğretmedik; bu ona yakışmaz da. Ona verdiğimiz ancak bir öğüt, bir irşat kitabıdır; maksatları belli, gerçeği açıklayan bir Kur’an’dır. ﴾69﴿ Biz onu, kalben diri olanları uyarsın, kâfirler hakkında da deliller tamamlanıp ilâhî azap hükmü kesinleşsin diye indirmekteyiz. ﴾70﴿ Görmezler mi ki, bizzat ellerimizin yaptıklarından onlar için nice hayvanlar yarattık? Kendileri de bu hayvanlara kolayca sahip olmakta ve onları diledikleri gibi kullanabilmektedirler. ﴾71﴿ Biz bunları emirlerine boyun eğdirdik; bir kısmına binerler, bir kısmından da yerler. ﴾72﴿ Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve içecekleri sütler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi? ﴾73﴿ Böyleyken, sanki kendilerine bir yardımı dokunacakmış gibi, kalkıp Allah’tan başka ilâhlar edindiler. ﴾74﴿ Oysa bu sözde ilâhların onlara yardım edecek güçleri yoktur. Aksine, asıl kendileri onları korumakla görevli asker durumundalar. ﴾75﴿ O halde Resûlüm! Onların ileri geri konuşmaları sakın seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de biliriz, açığa vurduklarını da. ﴾76﴿ İnsan hiç dikkat edip düşünmez mi ki, biz onu bir damla sudan nasıl yaratıyoruz? Böyleyken, o bize karşı yaman bir düşman kesiliveriyor! ﴾77﴿ Kendi yaratılışını unutup, bize bir misâl getirmeye kalkışıyor da: “Şu çürümüş gitmiş kemikleri kim diriltecek?” diyor. ﴾78﴿ De ki: “İlk defa onu yoktan kim yarattıysa, tekrar O diriltecek. O, her türlü yaratmayı hakkiyle bilendir. ﴾79﴿ Yemyeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. Siz de ancak bu sayede ateşinizi tutuşturmaktasınız. ﴾80﴿ Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, insanlar ölüp yok olduktan sonra onları aynı şekilde yaratmaya gücü yetmez mi? Elbette yeter! Çünkü O, her şeyi tam ve mükemmel bir şekilde yaratan, her şeyi hakkiyle bilendir. ﴾81﴿ O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “Ol!” der; o da hemen oluverir. ﴾82﴿ Her türlü kusurdan ve ortaktan uzaktır o Allah ki, her şeyin mutlak hâkimiyeti ve tasarrufu O’nun elindedir. Siz de sonunda O’na döndürüleceksiniz! ﴾83﴿

YASİN SURESİ ARAPÇA

Yasin suresinin Arapçasının devamını okumak için tıklayınız.

Kaynak: kuranvemeali.com

YASİN SURESİ

YASİN SURESİ

YASİN SURESİ NE ANLATIYOR? - VİDEO

YASİN SURESİ NİÇİN KURAN-l KERİMİN KALBİ OLARAK GÖSTERİLİR? - VİDEO

YASİN SURESİNİ OKUMANIN FAZİLETLELERİ

YASİN SURESİNİ OKUMANIN FAZİLETLELERİ

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle