Vesveseden Nasıl Kurtulurum?

İnsan başına gelen hâdiseleri ve meseleleri; vesveselere, hevâ ve telkinlere mâruz kalan serbest akılla değil, Kur’ân ve Sünnet emirleri istikametinde bir basîret ile idrâk etmeye gayret etmeli ve ona göre hareket etmelidir. Kişi böyle yaparak şeytan ve nefsin vesveslerinden kurtulur.

Bir mektebin çocukları, çalışmaktan usanmışlardı.

Hocayı zor durumda bırakmak ve okula gitmemek için birbirleriyle anlaştılar. İçlerinden en zekîleri bir plân yaptı ve ertesi gün okula varınca şöyle tatbik ettiler:

Birinci çocuk hocaya selâm verdi ve;

“–Hayrola hocam!” dedi. “Yüzünüzün rengi sapsarı?”

Hoca;

“–Ben hasta filân değilim. Ağrım-sızım yok. Sen git, yerine otur. Böyle saçma sapan konuşma!” dedi.

Hoca böyle söyledi fakat kötü bir vehim tozu da gönlüne kondu.

Bir başka çocuk geldi, o da böyle söyleyince hocadaki o az vehim artmaya başladı. Böylece o vehim arttıkça arttı. Hoca da kendi hâline şaştı kaldı. Sonunda, vehim ve korku ile kendini hasta hissetti. Kalktı, abasına bürünüp evinin yolunu tuttu. Talebeler de o gün dersten kurtulmuş oldular, oyunlarına gittiler.

Hazret-i Mevlânâ; insanın akıl nimetiyle perverde olduğu hâlde, nefs, şeytan ve insî şeytanlar elinde ahmaklığa dûçâr olmasını şöyle îzâh eder:

“Cüz‘î aklın âfeti vehim ve zandır. Çünkü cüz‘î akıl, tam inanç olan «yakîn» ve bilgiden mahrum olduğu için karanlıkları yurt edinmiştir; nurdan kaçmıştır.

Yerde yarım arşın genişliğinde bir patika yol olsa, insan onun üstünde vehme kapılmadan rahatça yürür.

Ama, yüksek bir duvarın üstünde eni iki arşın olan bir yol olsa, orada korkarak, çarpılarak, eğrilerek yürürsün.”

Bu sebeple insan, aklı vahy-i ilâhînin muhtevâsı içinde kullanmalıdır. Yani hâdiseleri ve meseleleri; vehimlere, hevâ ve telkinlere mâruz kalan serbest akılla değil, Kur’ân ve Sünnet emirleri istikametinde bir basîret ile idrâk etmeye gayret etmelidir.

Şeytanın telkinleri ve vahiy kontrolünde olmayan aklın, vehimlere kapılması yüzünden; günümüzde insanlık birbirini iğvâ ve idlâl hâlinde perişan bir şekilde yaşamaktadır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2017 Ay: Kasım Sayı: 153

BENZER HABERLER

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.