Temizleme Şekilleri

İbadet veya temiz olmayan şeyleri temizlemek için temizleme yolları.

İbâdet amacıyla temizlenmek veya temiz olmayan şeyleri temizlemek için, durumlarına göre çeşitli yollar vardır. Su ile yıkamak, kaynatmak, silmek, ovalamak ve kazımak gibi. Aşağıda bu temizleme şekillerini kısaca açıklayacağız:

1) Su ile yıkamak:

Su, hem pisliği temizleme ve hem de abdest ve gusülde kullanılma bakımından asıl temizleyicidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sizi temizlemek için Allah gökten su indiriyor.” [1] “Biz gökten, temizleyici su indirdik.” [2]

Suları özelliğine göre beş kısma ayırmak mümkündür:

a) Hem temiz hem de temizleyici olan sular: Yağmur, kar, nehir, deniz, kuyu, pınar, baraj ve sel sularının toplandığı gölet suları bu niteliktedir. Bunlara “mutlak su” denir. Bu halleriyle hem temiz ve hem de temizleyicidir.

Ebû Ümâme (r.a)’den rivâyete göre, Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Su temizdir. Renk, tat ve kokusuna üstün gelen şey dışında hiçbir şey onu necis yapmaz” [3]

İnsanın, koyun, keçi, deve, sığır gibi eti yenen evcil hayvanların, at ve attan doğan katırların, eti yenen vahşî hayvanlar ile kuşların artığı olan sular, maddi bir pislik bulaşmadığı sürece kural olarak hem temiz hem de temizleyicidir.

b) Temiz ve temizleyici olmakla birlikte kullanılması tenzîhen mekruh olan sular: Bir kap veya yalakta olup kedi, fare veya yırtıcı kuş gibi kaçınılması güç olan bir hayvanın içtiği artık suyu içmek veya temizlikte kullanmak tenzîhen mekruh sayılmıştır. Hadiste kedi için şöyle buyurulmuştur: “O pis değildir, çünkü aranızda dolaşıp duran yaratıklardandır.” [4]

Yırtıcı kuşların artığının temiz sayılması; bunlardan sakınmanın güçlüğü, gagalarının temiz olması, suyu çekip içmeleri yüzünden, insana kıyasla salya artığı bırakmamaları gözlemine dayanır.

Kısaca normal su bulunmadığında, bu tür sular abdest, gusül ve maddî temizlikte kullanılabilir.

c) Temiz olan fakat temizleyici olmayan sular: Abdest veya gusül gibi hükmî temizlikte kullanılmış olan sulara “müsta’mel su”denir.

Abdest veya boy abdesti alımında, yemekten önce ve sonra sünnete uyarak elleri yıkamada kullanılan sulara “kullanılmış (müsta’mel) su”denir. İmam Muhammed’e göre bunlar, maddî bir kirlilik taşımaması kaydıyla temizdir, fakat temizleyici değildir. Bunlar sadece maddî pislikleri gidermede kullanılabilir. Fetvâya esas olan görüş budur. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf”a göre kullanılmış su, pis sayılır. Ancak içine pislik karışan veya kendisiyle pislik yıkanan kullanılmış sular temiz olmaktan çıkar.[5]

İmam Mâlik ile İmam Şâfiî’nin bir görüşüne göre kullanılmış sular, hem temizdir, hem de temizleyicidir, fakat yeniden kullanılmaları mekruhtur.

d) Temiz ve temizleyici olmayan sular: İçine pis bir şeyin düştüğü bilinen az miktardaki su ile, içine düşen pislikten dolayı rengi, tadı veya kokusu bozulan büyük su birikintileri ve akarsular böyledir.

Ancak sularda duyu organlarının algılayamadığı kirlilikler de olabilir. Nitekim köpek, kurt, aslan ve domuz gibi yırtıcı kara hayvanlarının artığı olan sularda bir kirlilik görülmese bile pis sayılır. Bu hayvanların salyası suya geçer, salya da eti hükmündedir. Bunlar ne temizlikte kullanılabilir ne de bir zaruret bulunmadıkça içilebilir. Hadiste, köpeğin yaladığı bir kabın, biri toprakla olmak üzere üç kez yıkanmasının istenmesi bunu gösterir.[6]

e) Abdest ve gusülde kullanılması şüpheli olan sular: Eşek ve eşekten doğan katırın artığı böyledir. Temiz su bulunmadığında bunlarla abdest ve gusül alınır ve ayrıca teyemmüm yapılır.

Gül suyu, meyve suları, maden suyu, diğer meşrubat türleri veya içinde nohut, mercimek ve fasulye gibi temiz şeylerin pişmesiyle incelik ve akıcılığını kaybeden sulara “mukayyed su”denir. Bunlarla, normal su bulunmadığı zaman yalnız elbise veya bedendeki pisliğin giderilmesi mümkün ve caizdir. Bu görüş, Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf’a âittir. Fetvâya esas olan bu görüştür. Ancak bu gibi sıvılarla abdest alınmaz veya gusül yapılmaz. Bu konuda görüş birliği vardır.

İçine sabun, toprak, deterjan gibi temiz maddeler karışmış olan sular, karışım az olduğu takdirde temizleyicidir.

Sularla ilgili bu değerlendirmenin önemi, özellikle kurak ve su kıtlığı olan beldelerde kendini gösterir.

2) Silmek yolu ile temizleme:

Bıçak, cam, ayna, cilâlı tahta, fayans, çini, mermer veya sini gibi şeyler yaş veya kuru bir necisle kirlenince, yaş bir bez veya sünger yahut toprak ya da deterjanlı ıslak bezle, necisin izi kalmadığına galip zan meydana gelecek şekilde silinirse temizlenmiş olur. Meselâ; kurban kesilen bıçak temiz bir bezle veya toprakla tam olarak silinince temiz olur ve böyle bıçak üzerinde iken kılınacak namaz sahih olur. Çünkü ashab-ı kirâm düşmanla çarpışıyor, kılıçlarını silerek, bunlar üzerlerinde iken namaz kılıyorlardı.

3) Ateşe sokmak yolu ile temizleme:

Ateşe dayanıklı maden parçası üzerindeki kan vb. pis şeyler, madenin ateşe sokulması ile yanıp yok olunca temiz hale gelir. Üzerinde et pişirilecek ızgara temiz değilse, ateşe sokulup yakılmakla temizlenir.

4) Kazımak, ovalamak ve silmek yolu ile temizleme:

Mest ve ayakkabı gibi pisliği emmeyen şeylere, hayvan tersi gibi görünür bir pislik dokunsa, bunlar su ile temizleneceği gibi, bıçak gibi bir şeyle kazıyarak veya yere sürterek de temizlenebilir. Ancak mest veya ayakkabıya sidik gibi görünmeyen bir pislik dokunursa bu kısmın yıkanması gerekir. Nitekim, elbiseye veya bedene dokunan pisliği de kazımak veya toprağa sürtmek yeterli değildir.

İnsanların kurumuş olan menileri ovalamakla temizlenebilir. Ancak yaş olan meninin su ile yıkanması gereklidir. Diğer yandan, kuru bir meni ovalamakla temizlendikten sonra, bu elbise ile namaz kılınabilirse de, yeri yeniden ıslanırsa, sağlam görüşe göre pislik yeniden döner. Bu nedenle yeniden kurutup ovalamak veya yıkamak gerekli olur.

Hz. Âişe’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Meni kuru olunca, Rasûlullah (s.a.s)’ın giysisinden onu ovalıyor, yaşsa yıkıyordum.” [7]

Hanefî ve Mâlikîler meniyi pis kabul ederken, Şâfiî ve Hanbelîler insan menîsini temiz sayarlar. Bu görüş ayrılığı, yukarıdaki hadisin farklı yorumu yanında, İbn Abbas (r.a.)’dan nakledilen şu söze dayanır: “Menîyi, ızhır (kokulu bir ot) veya bir bez parçası ile üzerinden sil, çünkü o, sümük ve tükürük gibidir.” [8] Özellikle yoksulluk, soğuk ve yolculuk gibi darlık hallerinde bu geniş yorum imkânı müslümana kolaylık sağlar.

Donmuş yağ, pekmez ve benzeri şeylerin içine, pis bir şey düşse, bu madde çevresiyle birlikte oyulup çıkarılınca temizlenmiş olur. Hz. Peygamber’in eşi Meymûne (r. anhâ) şöyle demiştir: “Bir fare donmuş yağa düştü ve içinde öldü. Peygamber (s.a.s)’e soruldu: Onu ve çevresini atın, yağı da yiyin, buyurdu.” [9]

Katı maddeler, pisliği içine sızdırmadığı sürece su ile temizlenir. Buna göre hayvan başı veya işkembe yıkanıp temizlenmeden kaynatılacak olursa pislik, içine geçeceği için, artık temizlenme imkânı bulunmaz. Yine usûlüne göre kesilmiş kümes hayvanları, tüylerini yumuşatmak için kaynar suya atılsa, kanatlarındaki kirlilikler ete geçebileceği için tenzihen mekruh olur.

5) Yapı değişikliği yolu ile temizleme:

Temiz olmayan bir şeyin niteliği değişirse temiz hale gelir. Meselâ; bir domuz veya eşek bir tuzlaya düşerek tuz kesilse temizlenmiş olur. Yine, geyik kanının misk olması, içkinin kendiliğinden veya bir vasıta ile sirkeleşmesi, tezeğin yanarak kül olması, pis yağın sabun yapılması, lağım karışan çamurun kuruyup eserinin kaybolması, pisliğin toprağa gömülüp zamanla eserinin yok olması bunları temiz hale getirir.[10]

Diğer yandan temiz olmayan bir süt peynir yapılmakla veya pis bir buğday öğütülmekle yahut unundan ekmek yapılmakla, yine temiz olmayan bir susamdan yağı çıkarılmakla temiz olmaz. Çünkü bunlarda öze inen bir değişim söz konusu değildir.

6) Bazı tasarruflar yolu ile temizleme:

Görünmeyen bir pislik, bedenin veya elbisenin hangi kısmına dokunmuş olduğu unutulsa veya dokunduğu yer hakkında şüphe edilse, bedenin veya elbisenin zannınca uygun olan bir tarafı yıkanınca, her tarafı temizlenmiş sayılır. Ancak tamamını yıkamak ihtiyat bakımından daha uygundur. İlk görüş, yolculuk, soğuk ve yoksulluk yüzünden yedek elbise bulunmaması hallerinde kolaylık sağlar ve namazın vaktinde kılınmasına da yardımcı olur.

Üzerinde pislik ve menî bulunan kimse, bunun ne zaman bulaştığını belirleyemezse, pislikte son abdest bozduğu, menîde ise son uyuduğu vakitten itibaren kıldığı namazları yeniden kılar.[11] Meselâ; iç giyside geniş alana yayılmış, kurumuş kan lekelerinin sonradan fark edilmesi durumunda çözüm buna göre olur.

7) Boğazlama veya tabaklama yolu ile temizleme:

Domuz dışında herhangi bir hayvanın derisi, bu hayvanın meşrû şekilde kesilmesiyle temiz olur. Artık böyle bir hayvanın tabaklanmış derisinin üzerinde namaz kılınabilir. Bu hayvan, eti yenen cinsten ise, eti de temiz olur. Fakat eti yenmeyen hayvanlardan ise, fetvâya esas olan görüşe göre, eti temiz sayılmaz. Bununla birlikte meşrû kesimle eti temiz olsa bile, yenilmesi câiz olmaz. Çünkü her temiz olanın mutlaka yenilmesi gerekmez.

Domuzdan başka murdar ölmüş herhangi bir hayvanın derisi tabaklanmakla temiz olur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Hangi deri tabaklanırsa temiz olur.” [12] Rivayet edildiğine göre, Allah’ın elçisi Tebük Gazvesi’nde bir grup evin önünden geçiyordu. Onlardan su istedi. Bir kadın; “Ey Allah’ın Rasûlü, sadece ölmüş bir hayvan derisinden yapılmış bir kırbada su var” dedi. Rasûlullah (s.a.s), “Onu tabaklamamış mıydın?”dedi. “Evet tabaklamıştım.” deyince, “Tabaklanması temizlenmesidir” buyurdu.[13]

Tabaklama, hayvan leşindeki pisliğin sebebi olan rutûbeti ve akıcı kanı giderir; deriyi, pisliği temizlenmiş gibi yapar.Tabaklama iki türlü olur: Şap, mazı, tuz ve benzeri şeylerle yapılana “gerçek tabaklama”; deriye toprak serpmek, onu güneş, hava ve rüzgâra bırakmakla yapılana da “hükmî tabaklama” denir. İşte bu iki işlemden birisiyle tabaklanan deri üzerinde namaz kılınabilir ve giysi olarak da kullanılabilir. Tabaklamada domuz derisinin istisna edilmesi bizatihi pis oluşundan, insan derisinin istisna edilmesi ise, insanın şerefli bir varlık oluşundandır.

8) Kuyu, havuz ve depoların temizlenmesi:

İçme ve temizlik amacıyla kullanılacak su kaynaklarının sağlık kurallarına uygun olarak korunması ve içine bir pislik düşmüşse, bu suyun temizlenme usulleri fakihlerin üzerinde önemle durdukları konular arasındadır.

Kuyu, depo ve havuz gibi, içine düşen pislik her tarafına yayılabilen durgun sularda, mümkün olursa suyun bütününü boşaltarak temizlemek yoluna gidilmelidir. Hz. Peygamber’in pislik karışan suyun, temizlendikten sonra kalanın veya arkadan gelen suyun kullanılabileceğini bildiren uygulamaları,[14] Habeşli birinin zemzem kuyusuna düşüp ölmesi üzerine Abdullah İbn Zübeyr’in kuyuyu boşalttırması, ancak Haceru’l-Esved tarafından suyun bir pınar gibi aktığını görünce de “bu boşaltılan yeterlidir” demesi, Hz. Ali’nin, içine fare düşen bir kuyu için, “suyu boşaltılır”, başka bir rivayette, “sana göre temiz su galebe çalıncaya kadar onu boşalt” sözü, yine çeşitli sahabe ve tâbiîlerin kendi dönemlerindeki su kaynaklarını dikkate alarak, durgun suya düşen necasetin büyüklüğüne göre 40 ilâ 70 kova arasında su çıkarılmasını tavsiye etmeleri,[15] suyu kirlerden arındırıp, temiz hale getirme amacına yöneliktir. Bu uygulama, henüz mikrobun keşfedilmediği bir dönemde koruyucu hekimlik açısından önemlidir. Böyle bir durumda suyun hepsini çıkarmak mümkün olmazsa, düşen şeyin durumuna göre, makul ölçüde su çıkarıldıktan sonra laboratuar tahlili yaptırarak, suyun temizlenip temizlenmediği kontrol edilmelidir. Günümüzde içme ve kullanma suyu sağlamak amacıyla inşa edilen baraj ve göletlerin temiz tutulması için gerekli önlemler alınmakta, buna rağmen olası kirliliklere karşı klorlama yoluna gidilmektedir.

9) Küçük veya büyük abdest bozduktan sonra temizlenme
(istibrâ ve istincâ):

Küçük ve büyük abdest bozduktan sonra yapılacak maddî temizlik; gerek beden ve elbisenin temizliği ve gerekse daha sonra ibâdet için yapılacak temizlik için önemlidir. Bu aynı zamanda bir sağlık ve kültür göstergesidir. Bu yüzden evrensel bir din olan İslâm’ın, bu konuda da kimi kural ve önerilerinin bulunması tabiidir.

Küçük abdest bozduktan sonraki temizliğe “istibrâ” denir. İdrarın iyice kesilmesini beklemek, bu amaçla biraz hareket etmek, yürümek veya öksürmek gerekebilir. Çünkü idrar tam olarak kesilmezse -özürlü kişi dışında- alınacak abdeste engel olacağı gibi, giysilerin kirlenmesine de yol açar. Nitekim Allah’ın Rasûlü, kabir azabının çoğunun idrardan sakınmama yüzünden olacağını bildirmiştir.[16]

Küçük abdest bozmada temizliğe titizlik gösterilmesine “istinkâ” denir. Burada suyla temizlenmenin yanında, ayrıca bir bezle veya tuvalet kâğıdı ile kurulanmak en güzelidir.

Kan, meni, sidik, dışkı gibi şeylerin çıktıkları yerleri temizlemeye “istincâ” denir. Bu temizleme, başkalarının yanında ayıp yerlerini açmaksızın su ile olabileceği gibi, kırsalda küçük taşlarla da yapılabilir. Önce taşla, sonra da su ile yapılması daha iyidir. Fakat, kemik, kömür, havyan tezeği, bez, pamuk veya kâğıtla istincâ mekruhtur. Ancak su ile temizlendikten sonra, bez veya tuvalet kağıdı ile kurulanmak, Medine yakınındaki Kuba halkının Kur’an-ı Kerim’de övülen temizliğine benzer.[17] Hz. Peygamber onlara nasıl temizlendiklerini sormuş, onlar; “su ve taş kullanarak” cevabını vermişlerdir.[18]

Dipnotlar:

[1] Enfâl, 8/11. [2] Furkân, 25/48. [3] İbn Mâce, Tahâret, 76. Zevâid’de; isnadı, Rişdîn’in zayıflığı yüzünden zayıftır, denilir. bk. Zeylâî, Nasbu’r-Râye, I, 94. [4] Ebû Dâvud, Tahâre, 38. [5] Ayrıntı için bk. Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’ Beyrut 1328/1910, I, 83-87; İbnu’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, Bulak, 1315. H., I, 133-138; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar, Mısır, t.y. I, 284-302; Zeylâî, Tebyînü’l-Hakâik, Emîriyye tabı, I, 60 vd. Meydânî, Lübâb, I, 24 vd. [6] bk. Buhârî, Vudû’, 33; Müslim, Tahâre, 89-93; Tirmizî, Tahâre, 68; Nesâî, Tahâre, 52, Miyah, 7. Ebû Hureyre önce yedi kez yıkanması ile ilgili hadis nakletmiş, kendisi üç kez yıkamakla yetindiği için, ilk rivâyet mensuh sayılmıştır. Zekiyüddin Şaban, age, s.75, 76. [7] Zeylâî, age, I, 209, 210. [8] Said İbn Mansûr ve Dârekutnî, merfû olarak rivayet etmiştir, Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, Dimaşk 1405/1985, I, 98. [9] Buhârî, Vüdû’, 67; Zebâih, 34; İbn Hanbel ve Nesaî’nin rivayetinde “donmuş yağa” ilâvesi vardır. San’ânî, Sübülü’s-Selâm, 2. baskı, III, 8; Nesaî, Fer’, 10; A. b Hanbel, VI, 329, 330, 335. [10] İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, I, 461; Bâcî, Müntekâ ale’l-Muvatta’, III, 153 vd.; İbn Kudâme, Muğnî, VIII- 319; Şîrâzî, Mühezzeb, I, 48. [11] Zühaylî, age, I, 99, 107; Ö. Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, İstanbul 1985, s. 61 vd. [12] Müslim, Hayz, 105; Ebû Dâvud, Libâs, 38; Nesaî, Fer’, 20, 30, 31; Dârimî, Edâhî, 20; A. İbn Hanbel, I, 219, 227, 237, 270, VI, 73. [13] Nesâî, Fer’, 4; A. İbn Hanbel, IV, 254, V, 67, VI, 329, 336. [14] Tirmizî, Tahâre, 49; Ebû Dâvud, Tahâre, 34; İbn Mâce, Tahâre, 76; Nesâî, Miyah, 1, 2. [15] Tahâvî, Meânil-Âsâr, Tahâre bölümü. [16] Buhârî, Vudû, 55, 56, Cenâiz. 89, Edeb, 46, 49; Müslim, Tahâre, 111; Ebû Dâvud, Tahâre, 11; Tirmîzî, Tahâre, 53; Nesaî, Tahâre, 26, 116; İbn Mâce, Tahâre, 26. [17] bk. Tevbe, 9/108. [18] Zeylâî, Nasbu’r-Râye, I, 318 vd.; Zühaylî, age, I, 196.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA TEMİZLİK

İslam’da Temizlik

İSLAM'DA TEMİZLİK NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

İslam'da Temizlik Nedir, Çeşitleri Nelerdir?

MÜSLÜMANIN TEMİZLİGİ

Müslümanın Temizliği

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.