Talha Bin Ubeydullah (r.a.) Kimdir?

Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Talha bin Ubeydullah (r.a.) kimdir? Hayatı, fazileti ve hakkında hadisler...

Kısaca Talha bin Ubeydullah Kimdir?

Künyesi Ebû Muhammed Talha b. Ubeydillâh b. Osmân et-Teymî el-Kureşî’dir. Doğduğu tarih hakkında kesin bir bilgi yoktur. Nesebi Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile Mürre’de, Hz. Ebû Bekir ile Amr b. Kâ‘b’da birleşir.  Annesi Sa‘be bint Abdullah sahâbeden Alâ b. Hadramî’nin kız kardeşidir. İslâm öncesi Mekke’nin önemli tüccarlarından biri olan Hz. Talha ticaret için bulunduğu Busrâ’da karşılaştığı bir rahipten Hz. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in peygamberliğini öğrenince hemen Mekke’ye döndü ve Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla İslâmiyet’i kabul edip ilk müslümanlar arasında yer aldı. Vahiy kâtipliği de yapan Talha -radıyallâhu anh- hem cennetle müjdelenen on sahâbîden hem de Resûlullah’ın havârisi diye bilinen on iki kişiden biridir. Ayrıca Ashab-ı Şura'ya seçilmiş altı zattan biridir.

Peygamber Efendimiz tarafından Bedir Savaşı esnasında Saîd b. Zeyd’i ile birlikte Şam yoluna istihbarat için gönderdiği için savaşa katılamamış fakat savaşa katılanlar gibi ganimetten pay almıştır. Uhud Gazvesi’nden itibaren bütün savaşlarda yer aldı. Kahramanca savaştığı Uhud Gazvesi’nde Resûlullah’ı korurken birçok yerinden yaralandı ve eli çolak kaldı. O gün üzerinde iki zırh bulunduğu için Uhud kayalığına çıkamayan Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Talha’nın sırtına basarak oraya çıktı bu sebeple de “Talha’ya -cennet- vâcip oldu” buyurdu (Tirmizî, “Menâḳıb”, 21). Talha -radıyallâhu anh-’ın faziletine dair birçok hadis nakledilmiştir.

Talha bin Ubeydullah Hazretleri 656 yılından Irak'ta bulunan Basra yakınlarında atmış yaşlarında şehid edilmiştir. Kabri Basra’nın dışındadır.

TALHA BİN UBEYDULLAH'IN (R.A.) HAYATI

Gözle görülmeyecek, sayılara sığmayacak kadar Allah'ımızın pek çok nimetleri içinde yaşıyoruz. Kur'ân-ı Kerim'de buyruluyor:

"Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz." (İbrahim, 34)

Sevgi de bu nimetlerden bir tanesi... Bedenî gıdamız için yiyip içmeye ne kadar ihtiyaç duyuyorsak ruhumuz için de o derece sevgiye muhtacız. Sevgisiz hayat kuru bir ağaca benzer. Sevgili peygamberimiz: "Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur" buyuruyorlar. Sevgi, insanların birbirleriyle yakınlaşmasını, kaynaşmasını, birlik ve beraberliğini sağlar.

Mümin Allah için sever ve sevilir. Zira o Allah ve Resûlü'nün sevgi halesinde yetişmiştir. O sevgi hayatlarına yön verir, dünyaya aldanmazlar. O sevgi nuru Müslümanı dünya sıkıntılarına karşı sabra, İslam'ın yücelmesi yolunda fedakarlıklara alıştırır. Malını, canını her şeyini Allah ve Resûlü için feda edebilecek bir kıvama getirir. Sahabe-i kiram efendilerimizin hayatına bakılacak olursa bu fedakarlıkların binlerce örneğini bulmak mümkündür.

Habib-i Kibraya (s.a.v.) Efendimiz'in kendisini çok sevdiği ve onu göremeyince: "Ne oldu ki ben o melîh, fasîh dostumuzu göremiyorum." buyurduğu Hazreti Talha bin Ubeydullah (r.a.) bunlardan sadece biridir.

SADAKATİN YANSIDIĞI AYNA

Uhud günü, Sultanü'l-Enbiya (s.a.v.) Efendimiz'in etrafında pervane gibi dönmüş, onu müşrik hücumlarına karşı himaye etmeye çalışmıştır. Gelen oklara, taşlara, kılıçlara karşı vücudunu siper etmiş otuzdan fazla yerinden yara almıştır. Habib-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz'e yönelen bir kılıcı koluyla karşılayıp çolak kalmıştır. Sevgili Peygamberimizin: "Allah'ım Talha'ya şifa ver ve onu kuvvetlendir." diyerek mübarek eliyle Talha'nın bütün vücudunu meshetmesi üzerine iyileşip kalkarak, hemen tekrar meydan-ı mübarezeye koşması unutulmayacak kahramanlıklardandır. Allah Resûlü (s.a.v.) Efendimiz onun hakkında: "Talha mustehıkkı Cennet oldu." tebşiratında bulunmuşlardır. Yani, Cennet Talha'ya vacib oldu. Ayrıca ona "Talhatü'l-hayr," "Talhatü'l-cud," ve "Talhatü'l-Feyyaz" lakaplarını vermişlerdir.

Peygamber Efendimiz buyurdu:

“Uhud günü, yeryüzünde sağımda Cebrâil'den, solumda Talhâ bin Ubeydullah'tan daha yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm. Yeryüzünde gezen Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talha bin Ubeydullah'a baksın!”

Uhud günü gösterdiği fedakarlıkarı Hz. Aişe (r. anha) validemiz: "Her ne zaman Hz. Ebubekir'in (r.a.) yanında Uhud günü anılsa: "Bugün tamamen Talha'nın günüdür." derdi diye söylerdi.

Onun cûd u sehasına dair bir misal çocuğundan naklen şöyle anlatılır:

"Talha (r.a.) güzel bir rida giyinmiş aramızda yürürken bir adam ridasını kaptı, kaçtı. Koşup başkaları onun elinden aldılar. Talha dedi ki: O ridayı ona veriniz. Adamın mahcubiyetini görünce: "Bunu al. Allah bunu sana mübarek kılsın. Ben üzerimdeki bir şeyi isteyen kimsenin arzusunu boşa çıkarmaya Allah Teala'dan haya ederim." diyerek adamın gönlünü aldı ve ridayı ona verdi.

Hz. Ali (r.a.) onun hakkında: "İşte bu Ebu Muhammed Talha'dır (r.a.) ki, ekseriyetle kendinden bir şey istenmeden verir."

Gönüllerinde zerre kadar gıll ü gış bulunmadan, her türlü kin, gazap, hasetten uzak, saf, berrak bir gönle sahip olmak ne büyük bahtiyarlıktır.

Hz. Ali (r.a.) Cemel Vakası'nda Talha'nın (r.a.) şehadetini duyunca çok ağlamış ve: "ey Talha! Benim ve senin şu ayette "Biz Cennet'teki müttekiylerin gönüllerindeki kin ve husumeti çıkarmışızdır. Kardeş olarak karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar ve birbirlerine yüz çevirmezler." (Hicr: 47) buyurulan bahtiyar müttekiylerden olmamızı temenni ederim" demiştir.

Ehl-i Cennet'in gönüllerinde gıll ü gış kalmaz, hıkdü kin durmaz. Takvaya ermiş bir Müslümanın şiarından biri de kin tutmamaktır. Allah Teala mutteki kalplerde kin bırakmaz. Geçmişte olmuşsa siler.

Hz. Ali (r.a.): "Ümid ederim, Osman, Talha, Zübeyr ile ben bunlardan olayım" demiştir.

ASHAB-I ŞURA

Talha bin Ubeydullah (r.a.) aşere-i mübeşşereden olup ilk Müslüman olan sekiz kişidendir. Ashab-ı Şura'ya seçilmiş altı zattan biridir. Cemel Vakası'nda altmış yaşlarında olduğu halde Mervan'ın okuyla şehit olmuştur. Künyesi Ebu Muhammed'dir.

Cenab-ı Hak'dan şefaatini ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz'e gösterdiği fedakarlıkların bizlere örnek olmasını niyaz ederiz.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1991 - Nisan, Sayı: 062, Sayfa: 022

TALHA BİN UBEYDULLAH'IN KABRİ NEREDE?

Talha bin Ubeydullah Hazretlerinin mezarı Irak'ta Basra yakınlarında olduğu kaynaklarda geçmektedir.

 

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE KİMLERDİR?

Aşere-i Mübeşşere Kimlerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.