Rabbimizin görünür-görünmez sayısız nimetlerinden biri de hiç şüphesiz “mal sahibi olma nimeti”dir. Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Sâlih bir adam için mal ne güzel bir nimettir”1 ifadesi, Müslümanın malla ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair ince manalara işaret eder. Her nimet, saygıyı ve şükrü hakeder. Yine her bir nimetin -ilâhî ölçülere dikkat edilmeyecek olursa- yoldan çıkarıcı ve saptırıcı bir yönü de vardır. Öyleyse mala-mülke düşman olmak ya da ondan nefret etmek değil, onu doğru bir şekilde değerlendirecek “sâlih adam” olmak esastır.
Allah, malı (serveti) kendi hakkı olan namazın kılınması, kulların hakkı olan zekâtın verilmesine yardımcı olması için indirmiştir (vermiştir). Yoksa hayvanların yeyip içtiği gibi, yalnız faydalanmak ve lezzet almak için indirmemiştir.
Hazret-i Ali (r.a.) dört şey devam ettiği müddetçe din ve dünya, huzur ve selâmetle ayakta duracağını anlatıyor.
Müşriklerin Müslüman olmasını çok isteyen Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) müşriklerin tuzağına düşmemesi için ayetle uyarıldığı hadise...
Talebelerini düşünerek îsar yapmak, hoca için yüksek bir fazîlet ise de, firasetli olup ihtiyacını arzedemeyen iffetli hocaefendileri de görüp gözetmek, gözlerine irfan sürmesi çekilmiş basiret ehli zenginlerin göstermesi gereken diğer bir fazîlettir.
Zekât, belli bir miktarın üzerinde mala sahip olan zenginlerin, hicrî takvime göre senede bir defa mallarından % 2,5 nisbetinde Allah için vermeleridir.
Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun düşüncelerinden hareketle bugüne dair meselelerimizin tahlilini içeren 'Çıkmaz Sokak' kitabında yazar Bilgehan Eren; Cemil Meriç'ten Nurettin Topçu'ya, Huxley'den Eric Hoffer'e, Sadettin Ökten'den Mustafa Özel'e, George Orwell'den Max Weber'e, İsmet Özel'den Giovanni Papini'ye birçok düşünce adamına atıf yaparak modern dünyanın muhasebesini yapıyor.