Dr. Murat Kaya, kibir ve tevazunun kimlerde bulunduğunu açıklıyor.
Cenâb-ı Hak ebedî saâdeti; dünyadayken haşmet ve azamet taslamayan, fesat çıkarmayan ve gönüllerinde Allâh’ın muhabbeti dolup taşan kimselere nasîp eylemiştir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi kulluk vazifelerimizden ve merhametin ölçülerinden bahsediyor.
Ömrümüzün günleri takvimlerdeki yıllara eş akıp giderken, bu akışa “dur” deme imkanı olmayan bizler o gidişe kapılmakta, dünyanın bin bir türlü hali içinde hep birlikte yuvarlanıp gitmekteyiz. Bu, hiç kuşkusuz mecburi/zorunlu bir yolculuk halidir. Bizler de pek tabii olarak doğumla başlayıp ölümle âhirete uzanan bu yolun yolcularıyız.
Kur’ân-ı Kerîm’in en büyük müfessiri Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- olduğu için bütün hadîs-i şerîfler, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîri mâhiyetindedir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, kısa zamanda dünyada hiçbir kralın ulaşamayacağı derecede imkânlara kavuştu.
Başkalarını hor görerek kendini beğenmek kadar, insanı mânen helâk eden bir başka felâket yoktur. Bunun içindir ki Mevlânâ Hazretleri, birçok mânevî tehlikeden selâmetin; tevâzûya bürünmekle mümkün olacağını ifade sadedinde şu teşbihte bulunmuştur: “Kılıç, boynu olanın boynunu keser!.. Gölge, yerlere döşenmiş olduğundan, hiçbir kılıç darbesi onu yaralamaya muvaffak olamaz.”
Mevlânâ Hazretleri; “Tevâzû ve mahviyette toprak gibi ol!..” buyurmuştur. Nasıl ki toprak, ayaklar altında ezilir, bütün mahlûkâtın cürûfunu kabullenir, sîneye çeker, içinde kaybedip hazmeder, sonra da onlara tertemiz çiçekler, meyveler, gıdâlar olarak takdim ederse; mütevâzı bir müʼmin de toprak gibi olur.
Yüzakı Dergisi, Kasım sayısında "HİÇLİĞİ İDRAK" kapağıyla çıkıyor.
Alçak gönüllülük, gösterişsizlik "tevâzu" olarak tanımlanıyor dilimizde. Peki tevâzu derecemiz nedir? Bunu nasıl anlayacağız? İşte cevabı...