Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, umrede Hilton'dan Kabe'ye yaşadığı yolculuğu anlatıyor.
İnsan aklı; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri yoktan var eden Allah Teâlâ’yı kâmil mânâda idrâk edemez. Zira beşerî ilmin yolu, beş duyu, akıl ve kalptir. Bütün bu idrak kâbiliyetlerinin kudreti ise sınırlıdır. Kudret ve selâhiyeti sınırlı olan vâsıtalarla Bâkî, Mutlak, Ezelî ve Ebedî olan bir varlık kavranamaz.
Genç Gönüllüler yeni bir kamp döneminin startını veriyor. Üniversitelilerin kendilerini keşfedecekleri Genç Kamp'ta birbirinden güzel programlar katılımcıları bekliyor.
Günümüzde felsefeyi en üstün ilim gibi görüp Vahiy ve Sünnet kaynaklı ilimleri küçümsemenin, bâzı İlâhiyatçılar(!) arasında da revaç bulduğunu, esefle müşâhede etmekteyiz. Fânîlerin felsefesini okumamış bir din âlimi, bu zevât nazarında, nâkıs, hattâ câhil olarak görülmektedir.
Haccı îfâya yönelen âşık gönüller, bir taraftan bu duâ ile yoğrulurken diğer taraftan da Harem-i Şerîf dâhilinde ve bütün Mekke sokaklarında Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in dolaştığını, yaşadığını düşünerek belki O’nun mübârek ayaklarının izi üzerinde bulunabileceğini hayâl eder, o izlere cân u gönülden yüz sürebilmenin heyecânını yaşar ve ondan intikâl etmiş nice hâtıralarla dolarlar.
Kendi hevâ ve heveslerimizden, aklın dünyevî ve nefsânî hesaplarından, Allah için ne kadar vazgeçebildiğimizi sık sık muhâsebe etmeliyiz. Tevhid mücâdelesi veren bütün peygamberler ve ihlâslı ümmetleri gibi, bizler de Hak yolunda mesafe katetmek için, içimizdeki putları ne kadar devirebildiğimize dikkatle bakmalıyız.
Cenâb-ı Hak; “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin.” (el-Ahzâb, 41) buyurarak her vesîleyle kendisini anmamızı arzu ediyor. “Onlar (akl-ı selîm sahibi müʼminler), ayaktayken, otururken, yanları üzerine yatarken Allâhʼı zikrederler…” (Âl-i İmrân, 191) buyurmak sûretiyle de, her dâim kalben kendisiyle buluşmamızı istiyor.
İslâm’ın akılcılığı, hakîkat arayışında aklın kudretini sınırsız kabul ederek onu âdeta ilâhlaştıran rasyonalist felsefecilerin görüşünden tamamen farklıdır.
Rabbimizin insanda tecelli eden mûcileri saymakla bitmez. Fakat yüz, göz ve parmak ucları diğer insanları birbirinden ayıran önemli özelliklerdendir.
Allah katında yegâne Hak din İslâm… Bizde Allâh’ın büyük bir lutfu olarak hidâyet üzere dünyaya geldik. Lâkin Cenâb-ı Hak, bize müslüman olarak can vermemizi emir buyuruyor. Çünkü buna teminat yok. Dolayısıyla; ancak takvâ ile yaşamak şart. Ayakların kaymaması buna bağlı.