Abdullah Dehlevî Hazretleri çok yüksek makamlara sahip olmasına rağmen dâimâ tevâzû ve hiçlik hâlinde yaşardı.
Muhammed Zâhid Hazretleri’nin kız kardeşinin oğlu olan Derviş Muhammed Hazretleri, Şehr-i Sebz’in İmkene köyündendir. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın neslindendir. Dayısı Muhammed Zâhid Hazretleri’nin sohbet ve hizmetinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerlemiş ve kendisine hilâfet verilmiştir.
Yâkub Çerhî Hazretleri hem medreselerde zâhirî ilimleri tahsil etmiş bir âlim, hem de tasavvuf yolunda ilerlemiş bir mürşid-i kâmil idi. Nitekim, günümüze kadar ulaşan on eseri,[1] kendisinin ilmî sahadaki vukufiyetini açıkça göstermektedir.
Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül, "Tasavvuf yolunda başarı ve başarısızlık" konularını anlatıyor...
Tasavvuf yoluna samimiyet ve gayretle giren kişinin ahlâkı güzelleşir, kendisinde güzel huylar tecellî eder. Ancak bunlar da, evrâdını büyük bir feyz ve huzur içinde yapıp, mânevî sohbetlere düzenli olarak devam etmekle elde edilir.
“Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı. İki cihan bed-bahtı, Kim gönül yıkar ise..” Yûnus Emre
Mârifet âlemi (tasavvuf) çok değişikdir. Kimi insan mârifet âlemi dendiği zaman bir köy kadar bilir. Bazısı bir kasaba kadar büyük bilir. Bazıları da bir koca ülke kadar gözünde büyütür. Bazıları da dünyayı ve âhireti tahayyül eder. Mârifet âlemini o kadar büyültür. Amma işin aslı öyle değildir... Ancak nasibi olan, tadan bilir...