"Cemaat ayrı, tarikat ayrıdır" denir. Peki cemaat ve tarikat arasındaki farklar nelerdir?
Ticaret ve sağlık sorunları gibi dünyevi işleri şeyhe danışmak doğru mu?
Mânevî hayat ve tasavvufî düşünce, bâzı kimselerin iddiâ edegeldikleri üzere sonradan îcâd edilerek dîne ilâve olunmadı.
Mevlânâ Halid-i Bağdadi Hazretlerine atılan iftira nasıl hayra döndü?
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi Altınoluk Dergisi'nin Mayıs sayısında Bâyezid-i Bistâmi Hazretleri'nin hikmetli sözlerini şerh etmeye devam ediyor.
Allâhʼın kullarını hor görüp küçümsemek yasaktır. Buna mukâbil, herhangi bir kimseye de sanki Cennetlik olacağını biliyormuş gibi teminat verircesine iltifatlarda bulunmak da son derece yanlıştır.
Âyet-i kerîmelerde “tezkiye” ile “Kitap ve hikmetin tâlimi”nin bir arada zikredilmesi de dikkat çekicidir. Bu aynı zamanda; tezkiye olmamış bir kalple, gerçek mânâda ilim tahsil edilemeyeceği, tahsil edildiği düşünülen ilmin ise, sahibine ebedî kurtuluş yolunda hiçbir fayda sağlamayacağının bir ifâdesidir.
Âyet-i kerîmede buyrulur: “(Ey insanlar!) Andolsun ki, kendi içinizden size bir Peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi tezkiye ediyor (kötülüklerden arındırıyor), Kitâb’ı ve hikmeti tâlim edip bilmediklerinizi öğretiyor.” (el-Bakara, 151)
Şeyh Sâdî, hâllerdeki sirâyetin, kişinin mânevî hayatını nasıl değiştirebildiğine dâir şu misali verir: “Ashâb-ı Kehf’in köpeği Kıtmîr, sâdıklarla beraber olduğu için büyük bir şeref kazandı; nâmı Kur’ân-ı Kerîm’e geçti. Hazret-i Nûhʼun ikinci karısı ve Hazret-i Lût’un karısı ise fâsıklarla gönül birliği içinde olduklarından, Cehennem’e dûçâr oldular. (Kocalarının peygamber olması bile onlara fayda vermedi.)”
İslâmʼın hedeflediği “kâmil bir insan” seviyesine nâil olabilmek için, dînî hayatı; madde ve mânâ bütünlüğü, zâhir ve bâtın derinliği, akıl ve kalp âhengi, şekil ve ruh beraberliği içinde kavrayıp yaşamak îcâb eder.