Güneş için ısıtmamak nasıl imkânsız ise, yüksek ruhlar için de insanlara acımamak, onlara hizmetten kaçınmak, ıztırap ve çileler karşısında duygusuz kalmak ve etrafına güzellik tevzî etmemek öyle imkânsızdır. İşte güneşe benzeyen insanların özellikleri...
Mûsâ Efendi, görenlere daha ilk nazarda “Ne güzel bir kul” dedirtecek nûrâniyete, güzelliğe ve mükerremiyete mazhardı. Bu kıvam ne ile ve nasıl gerçekleşmiştir, sorusuna “iman, İslâm ve ihsanla” diye cevap vermek, bir hakikatin tespiti olacaktır.
Son dönem Türk bilim ve fikir adamı olan Hilmi Ziya Ülken (1901-1974) özellikle Türkçe’de İslâm felsefesi tarihiyle ilgili kaynakların oldukça kıt olduğu bir dönemde yazdığı eserlerle ilâhiyat çevrelerinde geniş ilgi görmüş, uzun yıllar ilâhiyat fakültelerinde kitapları ders kitabı olarak okutulmuştur.
Allah dostları nasıl yaşarlar? Allah dostlarının örnek olacak yaşayışları...
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Erkam Radyo'da yayınlanan "İftar Sevinci" programında Prof. Dr. İrfan Gündüz'ün konuğu oldu.
Her insanın hayatı kendi tâkati nisbetince imtihanlarla dolu… Kimi buna kader diyor, kimi imtihan, kimi depresyon, kimi de “âmu’l-hüzn” yani “hüzün yılı” diyor.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, ilk nazil olan oku emrinden ve diğer oku ayetlerinden bahsediyor...
İlâhî sır ve hikmetlerden nasîb alabilmek, nefsânî arzulardan sıyrılıp “hiçlik” hâline varabildikten sonra başlar. Bunun içindir ki tasavvufun gâyesi de; ilâhî kudret, azamet ve saltanat karşısında, kulun kendi âcizliğini idrâk ederek Rabbine tam bir teslîmiyetle itaat etmesidir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, iffeti dolayısı ile isyeyemeyen fakirler ile ilgili nazil olan "...Sen onları yüzlerinden tanırsın." (Bakara Sûresi 273) ayet-i kerimesini anlatıyor.
İncitmemek, nispeten kolaydır. Ama incinmemek elde değildir. Zîrâ o, bir gönül işidir. Dolayısıyla incinmemek, ancak fânîlerden gelen ve kalblere saplanan zehirli okların tesirsiz kalması ile mümkündür. Bu da, nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesinin kemâlindeki seviye nisbetindedir.