Şefaat konusu, ilâhî adâlete ters düşmez. Nasıl ki dünya hayatında “referans” denilen bir kaide vardır. Yani yapıp ettiğimiz işlerimizde güvendiğimiz, sevdiğimiz, saygı duyduğumuz insanların aracılığı bizim faydamızadır; hayatımızı kolaylaştırır, memnuniyetimize vesile olur. Şefaat de Cenâb-ı Hakk’a, evvelâ Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in, ardından diğer sâlih ve seçkin şahsiyetlerin duâ buyurmasıdır.
Eserlerinizde sıkça kullandığınız “ilâhî kudret akışları” ifâdesiyle kastettiğiniz mânâyı biraz açar mısınız?
Cenâb-ı Hakk’a hakîkî mânâda kulluk yapabilmek ve bu sûretle mârifetullâha ulaşmak, zikrin kalpte kazandığı mevkî ve hissedilişindeki derinlik nisbetinde gerçekleşir. Bu sebeple Yüce Rabb'imiz şöyle buyurmuştur: “Rabb'ini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i tanımanın ve O’na muhabbetin en büyük delîli, O’nun sünnetini güzelce tatbik edebilmektir. Kalplerde muhabbet-i Muhammedî olmadan sünnete ittibâ, sûretâ ve zoraki bir ittibâdır ki, gönül feyzinden, rûhâniyet ve mânevî bereketten mahrumdur.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri İslâm’ın emir ve yasaklarına son derece bağlı idi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Sünnet-i Seniyye’sine tâbî olmadan yüksek mertebelere ulaşmanın mümkün olmadığını ısrarla vurgulardı.
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hayâtı üzerine yemin etmiştir. Yüce ismini, O’nun ismiyle birlikte zikretmiş ve mü’min bir kul olmayı, O’nun nübüvvetine îman şartına bağlamıştır. Huzûrunda seslerin yükseltilmesine râzı olmamış, mübârek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiştir. Bütün bunlara ilâveten kendisinin ve meleklerinin, O’na çokça salâtü selâm ettiklerini bildirerek ümmet-i Muhammed’in de aynı şekilde O’na bol bol salât ü selâm getirmelerini fermân eylemiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türedi tipler sünneti ciddi manada tartışır hale geldiler. Bu tartışmaların ülkemizde yapılması bizler için ciddi manada bir üzüntü sebebidir. Bu tartışmaları açmak aslında bir neslin ifsadı anlamındadır." dedi.
İnsanların daha ziyâde egosunu tatmin muhtevâsında ve “ben” merkezli bir hayat yaşadığı günümüzde, İslâm’ın bizlere telkîn ettiği fedâkârlık ufku nedir ve bu ufku hayatımıza nasıl aksettirmeliyiz?
Ana-babaların yavrularını Kur’ân ve Sünnet iklîminde yetiştirmeleri, evlâtlarının mânevî hayâtının ziyân olmasını önlemek için zarûrî bir vazîfedir. Bu, aynı zamanda bizim Kur’ân’a ve Peygamber Efendimiz’e bağlılık ve muhabbettimizin de seviyesini göstermektedir.