Sohbet eden kişi, sohbet meclisine, tıpkı bir mâbede girer gibi edep ve huşû ile girmelidir. Üstlendiği vazifenin, her şeyden önce kendisi için büyük bir nîmet ve lutuf olduğunu düşünmeli, buna şükrâne olarak da kardeşlerinin maddî ve mânevî donanımından kendini mes’ûl hissetmelidir. Kardeşleriyle geçirdiği her ânı, son nefesiymiş gibi düşünerek iyi değerlendirmeli, hamd ve şükür duyguları içinde bulunmalıdır.
Sohbeti tesirli kılan “ihlâs”tır. Ancak samimî bir kalpten gelen sözler, kalplere yol bulabilir. Kelimelere yüklenen mânâların kalplere nakşedilerek muhâtapların şahsiyetini olgunlaştırması ve davranışlara intikâli, ancak ihlâs sâyesinde mümkün olabilir. Gerçek mânâda icrâ edilen bir mânevî sohbetin en mühim göstergesi, böyle bir tesir bereketinin görülmesidir.
Tasavvufi sohbetlerin ibâdet vecdiyle yapılabilmesi ve ondan arzu edilen neticenin hâsıl olabilmesi için, sohbet eden ve sohbete gelenlerin riâyet etmesi gereken bâzı âdâb ve kâideler vardır. Zira âdâbına riâyetle ve rûhânî bir heyecanla yapılan işlerden güzel netice alınırken, usulsüzce ve gâfilâne yapılan işlerden hayırlı bir netice alınamayacağı âşikârdır. Sohbet edenlerin vasıflarını sizler için derledik.
Ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimiz’in sohbet sünnetini aynen devam ettirmiş ve buna çok ehemmiyet vermişlerdir.
Nakşîlikte sohbet ve ictimâîleşmek esastır. Bu sebeple, tek başına tenha bir yerde halvete girmek değil, zâhiren kalabalıklar içinde olunsa bile, kalben Hak Teâlâ ile halvet hâlini sürdürebilmek daha makbûl görülmüştür. Yani “kesrette vahdet” hâline ulaşabilmek tavsiye edilmiştir.
Sohbetler ne kadar ibâdet vecdiyle îfâ edilirse o kadar mânevî tecellî husûle gelir. Zira sohbetler, bir bakıma muhâtaba reçete yazmaktır. Kitaplar, numarasız gözlük gibidir. Kimlerin eline geçeceği bilinmeden meçhûle yazılan mektuplar mesâbesindedir. Sohbetler ise numaralı gözlük gibidir. Zira sohbette sözler ve kalpler, muhâtaplara göre ayarlanır.
“Sahâbî” ve “sohbet” kelimeleri aynı kökten gelmektedir. Şüphesiz ki bu kelimeler arasındaki mânâ yakınlığı, tesâdüfî değildir. Zira sahâbeyi sahâbe yapan en mühim vesîlelerden biri de, onların Peygamber sohbetinden istifâde bereketine nâil olmuş bulunmalarıdır.
Sohbet, Rasûlullah Efendimiz’in en mühim terbiye ve tezkiye metotlarındandır. O, ashâbını sohbetle yetiştirmiştir. Mânevî eğitimde insanın rûhuna ve kalbine tesir maksadıyla başvurulan vâsıtaların başında “sohbet” gelir.
Çocuklar, anne-babaya ihsân edilen ilâhî emânetlerdir. İslâm fıtratı üzere anne-babalarına teslim edilen çocukların saf ve berrak kalpleri, temiz bir toprak misâli işlenmeye hazır, ham bir cevherdir. İstikbalde onların diken veya gül, acı veya tatlı meyve vermesi, üzerlerine atılan tohumların keyfiyetine bağlıdır.
Sohbet halkalarını gençlerle besleyip genişletmek îcâb eder. Zira gençlikle meşgul olmak, çok ehemmiyetlidir. Gençlik, en kıymetli hayat hazinesidir. O elde iken hak yolunda harcanmalı ve bir ânı bile ziyan edilmemelidir.