Gizli şirk olan riyâ, en makbûl amelleri bile boşa çıkarıp sahibini ilâhî gazaba dûçâr eder. Bu sebeple müʼmin, ibadet ve tâatlerinde aldanışa düşmeden Âhiret hazırlığı yapmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan bugünkü Cuma hutbesinde yalnızca Allah'a iman ve kulluk etmenin özgürlüğünden bahsedildi. Ayrıca nefsini ve heveslerini ilahlaştıran zalimlere karşı doğru yolun Kur'an'ın ve Resûlullah'ın yolu olduğu hatırlatıldı.
Kur’ân-ı Kerîm, şirk ve küfür ehlinin hakîkat dışı ifâdelerinin, vebâli çok büyük söz, boş söz ve tenâkuz dolu söz olduğunu bildirir. Başta şirk, nifak ve küfür gibi Allâh’a karşı irtikâb edilenler olmak üzere her türlü yalan sözü de şiddetle yasaklar. Bu cümleden olarak yalancı şâhitlik yapanlara Kur’ân’ın tehdîdi gerçekten pek büyüktür.
Dînin gâyesi, insana Yaratıcı’sını tanıtmak, O’na karşı vazîfe ve mükellefiyetlerini bildirmek, beşerî münâsebetleri Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyye istikâmetinde adâlet, hakkâniyet, sulh ve sükûn üzere tesis etmektir. Yine dînin gâyesi; nâzik, zarif, ince ruhlu ve iç âlemini temizlemiş insan yetiştirmektir. Diğer bir ifadeyle mü’minin Hak dostluğuna ve cennete hazırlanmasını sağlamaktır.
Temizlik, ruhlara ferahlık veren bir kelime. Bulunduğu hemen her yeri güzelleştiren bir yönü var bu güzel kelimenin. Rabbimiz Kur’an’da “tertemiz olan kulları sevdiğini” bildirir. Temizlikle îman arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Huzuruna arı duru ve pırıl pırıl gelinmesini ister. Görünen ve görünmeyen yönleriyle kulunun kirli-paslı olmamasını, her fırsatta temiz kalmasını ve hatta tertemiz olma gayretine soyunmasını murad eder.
Âyet-i kerîmede buyrulur: “(Ey insanlar!) Andolsun ki, kendi içinizden size bir Peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi tezkiye ediyor (kötülüklerden arındırıyor), Kitâb’ı ve hikmeti tâlim edip bilmediklerinizi öğretiyor.” (el-Bakara, 151)
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Genç Dergi'nin Nisan sayısında Namaz konusuna detaylı bir şekilde değiniyor.
Allahütela Kur’ân-ı Kerim'de, baştan sona insanların kalplerine “havf” ve “recâ” dengesini kurmayı öğretir. Bazen tek bir âyetin içinde hem korku verecek ifadeler, hem de ümit vaad eden müjdeler vardır.