İnsanda fıtrî temâyüller, “akıl” ve “irade” denilen iki kâbiliyetin doğru kullanılmaması neticesinde zaafa uğrar, bozulur ve insan da tevâzûdan uzaklaşıp şeytanın sıfatı olan “kibir”le muttasıf hâle gelir. Hazreti Mevlânâ buna karşı insanın toprak gibi mütevazi olması gerektiğini söylüyor.
Dr. Murat Kaya, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) duası ile şeytandan kurtulan sahabeyi anlatıyor.
İslami ve insani olanı öldürmek değil, yaşatmaktır. Haksız yere bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek, bir insanın yaşamasını sağlamak ise bütün insanları yaşatmak gibidir. Harple, şiddet ve baskıyla bir müddet bedenlere hükmedilebilir fakat kafa ve gönüllere asla hükmedilemez. Asıl fetih toprak fethi değil gönül fethidir. Daimi bir barış ve huzur ortamı ancak bu şekilde sağlanır.
Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, talebelik yıllarında ciddî bir ilim tahsili yanında tasavvufî bir alâka ile gönül âlemini de az-çok yoğurmuştu. Gayret ve çalışkanlığı sebebiyle de medresede kendisiyle husûsî bir şekilde ilgilenen hocası Nâzırzâde’nin muîdi olmuştu. Sonraki yıllarda hocası Nâzırzâde ile birlikte muhtelif kadılık vazifelerinde bulundu. Son olarak da Bursa’ya tâyin edildiler. Hocası başkadı, kendisi de Ferhâdiye medresesinde müderrisliğin yanında Câmi-i Atîk mahkemesinde kadı nâibi oldu.
İlk insanla başlasın tarih. O günden bugüne bildiklerimizi, bilmemiz gerekenleri karşılaştıralım. Hz. Âdem'i ve iki oğlunu önümüze koyalım.
Evvelce temas etmiş olduğumuz üzere Âdem -aleyhisselâm-’ın şahsiyetinde kıyâmete kadar dünyâya gelecek olan bütün insanlık meknûz olduğundan, insanın tekrîmi keyfiyetinde herkesin bir hissesi vardır. Ayrıca Hazret-i Âdem’in şahsında bütün insanların da, şeytanın düşmanlığına muhâtap olduğu bir gerçektir. Çünkü nefsin sâhip bulunduğu bütün temâyüllerin ortaya çıkmasına kulun imtihânı nokta-i nazarından ihtiyaç vardı.
Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım, kocası tarafından aldatılan kadının İslam'a göre ne yapması gerektiğini anlatıyor.