Şeyh Sâdî-İ Şîrâzî Hazretleri’nden hikmetli sözler ve tavsiyeler...
İlmin hakîkati, yaşanmasıyla ortaya çıkar. Bildiklerini tatbik etmeyen âlim, “kitap yüklü merkep” misâli, mânâsız bir hamallık yapar. İlim, kişiyi Hakk’a, hakîkate, takvâya, sâlih amellere sevk ediyorsa ilimdir. Yoksa Şeytan’da da ilim vardı, Kârun da ilim sahibiydi. Fakat ilim, benliklerini palazlandırıp onları dehşetli bir kibir ve gurura sürüklemişti.
Şeyh Sâdi’nin eserlerinde zikrettiği kıssaları bir hikâye olarak değil, bir hikmet dersi olarak dinlemek lâzımdır.
Şeyh Sâdî buyurur: “Ey Âdemoğlu! Bazen nîmet içinde mağrur ve gâfil; bazen yoksulluk içinde ümitsiz ve mahzunsun... İşte neşeli ve kederli zamanındaki hâlin budur. Bilmem ki Rabbine (hamd, şükür ve rızâ hâlinde) kulluğu ne zaman edeceksin?!..”
Tebessüm etmek sadakadır. Günlük hayatımızda yüzümüzde tebessüm, dilimizde tatlılık olsun.
İnsanı insan yapan asıl cevher, ahlâktır.
Altınoluk Dergisi, kapağında bu sayıda “mü’minler arası ilişkiler”i ele alıyor.
Şeyh Sâdî, 13. asırda yaşamış bir gönül insanıdır. Yirminin üzerinde eser kaleme almış olmakla birlikte, bilhassa Mevlânâ Hazretleriʼnin üslûbunu hatırlatan Bostan ve Gülistan adlı hikemî eserleriyle tanınmıştır. Âlim ve edib bir mutasavvıf olan Şeyh Sâdî; ilim, irfan, ibadet ve cihadla dolu, bir asırlık ömrün ardından, doğduğu yer olan Şîrazʼda vefât etmiştir.
Hizmet, bir taraftan başkalarına fayda sağlarken, diğer taraftan da gayret ve ihlâsları nisbetinde hizmet edenlerin yücelmelerine vesîle olur. Hattâ hizmet edenlere isâbet eden fayda, hizmetinde bulundukları kişilerden daha fazla olur.
Zenginlik, Aziz ve Celil olan Allah’ın sevgisine bağlanmak ve bu sevgi ile bütünleşmektir. Fakirlik ise, Allahü Teâlâ’dan uzaklaşmak ve kendini ondan gayrı varlıklarla zengin saymaktır. İki halde de Allah'ın yolunda olmak mümkün...