İslâm’dan önce birbirini yiyen kabîlelerin hayatı, tatlı bir sükûna kavuşmuştur. O öyle bir hidâyet yıldızıdır ki, kendisine tâbî olan toplulukları bütün zaman ve mekânlarda fazîlet ve medeniyetin zirvesine yükseltir.
Ashâb-ı kirâm için ibadetler, Cenâb-ı Hak ile mülâkât ve yakınlaşma anlarıydı. Dolayısıyla çok mühim ve bulunmaz birer fırsat ve huzur hâliydi. Onlar bütün ibadetlerini, Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâtap olma bahtiyarlığına ermenin heyecanıyla yapıyor, herhangi bir ibadeti yerine getirmeyi büyük bir şeref ve nîmet olarak görüyorlardı.
İnsanların hatâlarını affetmek ve kusurlarını örtmek, en mühim ahlâkî vasıflardan biridir. Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği bu güzel haslet, îman ve ahlâkın kemâline işâret eder.
Nikâh, peygamberlerin yolu, Rasûlullah’ın sünneti, neslin baharı, erkek ve kadının şeref ve edebi, nâmus ve iffetin kalesi, insan soyunun hayvanlardan imtiyâzı, yani üstünlüğüdür.
Sabrın, âdetâ kendi kendini yenileyen bir özellik taşıyor. “Kim sabretmek için gayret sarfederse, Allah ona sabır verir” beyanı, sabrı temin eden gücün yine bizzat sabır olduğunu anlatmaktadır.
İbrahim aleyhisselâm oğlu İsmail evlendikten sonra onu görmeye gider evin geçimiyle ilgili ona şu sırrı tavsiye eder...
İslam diğer tahrif edilmiş dinlerde olduğu gibi sadece Allah ile insan arasındaki ilişkileri düzenlemekle kalmaz ayrıca insanlar arasındaki ilişkileri de en ince ayrıntısına kadar tertib eder. Bu ilişkiler o kadar net ortaya konmuştur ki dünyanın neresine gidersek gidelim mesela müslüman çocuklar babalarına isimleri ile hitap etmez, onlar karşısında yan gelip yatmazlar. Anneler el üstünde tutulur, yaşlılara saygı, çocuklara sevgi gösterilir.
İnsan tek başına yaşayamaz. İlk birliktelik babamız Adem ve anamız Havva ile başlamış, dişili erkekli üreme neticesinde birlikteliğin çerçevesi genişlemiş ve genişlemeye de devam etmektedir. Özellikle ticari ve kültürel anlamda sınırların kalktığı günümüz dünyasında gelişen bu birlikteliğin oluşturduğu bir takım yeni durumlar ve sorumluluklar söz konusudur. Bu da bize insanların ne kadar birbirine muhtaç olduğunu gösteriyor.
Şan ve şeref dolu bir tarih ile yüce bir mîras bırakıp da bizleri âbâd eden Osmanlı’yı, âdeta bugünleri düşünerek «kardeş ve evlât katli»ne zorlayan şartlar nelerdi?
Tarihimizin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Çelebi Mehmed Sultân’ın hayatı incelendiği zaman, on senelik bir fetret devrini ortadan kaldırmak husûsunda, yerine göre maddî kuvvet, yerine göre af ve iknâ yollarını kullanmış olduğu görülür.