Fakir ve mahrum insanların yaralarını sararak onlara huzur bahşeden bir tesellî sunabilmenin en mükemmel tezâhürleri, hiç şüphesiz ki Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in örnek hayatında müşâhede edilebilir.
Rivâyete göre Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin bir kölesi vardı. Kendisinin yakın hizmetlerini görürdü.
Esâsen İslâm’da zenginlik bizâtihî zemmedilmemiş, bilâkis muayyen esaslara riâyet edildiği takdirde methedilmiştir.
Ramazan-ı Şerif, kulluk kalitemizi artırma adına Rabbimizin ikram ettiği eşsiz vesilelerden biridir. İhtiva ettiği faziletler, fırsatlar ve imkânlar yönüyle bir maneviyât deryasıdır.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “Kendini beğenme! Yüzüne karşı seni övenlere îtibâr etme! Yaptığın iyilikleri insanların başına kakma, yaptığın işleri büyütme, verdiğin sözden dönme! Başa kakmak, iyiliği bitirir; mübalâğa, hakîkati söndürür; sözünde durmamak ise Hâlık’ın da halkın da nefretini celbeder.”
Bir müslüman fitne zamanında nasıl hareket etmeli? Fitneden nasıl uzak durulur? Peygamber Efendimiz fitneyle ilgili neler buyurdu? İşte fitneyle ilgili bilmemiz gerekenler...
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bugünkü yazısında infâk ettiğimiz şeylerin hangi nitelikte olması gerektiğini ayet ve hâdislerle vurguluyor.
Sadaka ve infak, var olanın fazlasını vermekle başlar. Varlığı olmayan için ise, yarım hurma ve gönül alıcı güzel bir söz dahî Allâh’ın rızâsını kazandıran bir infaktır. Bu infaklar, kulun ihlâs ve samîmiyeti nisbetinde, cehennem ateşine karşı siper olur.
Cimrilik edip infaktan uzak durmak, âhiret hayâtını tehlikeye atmaktır.
En kıymetli infak, müslümanların en zayıf ve muhtaç olduğu zamanlarda yapılandır.