Şükür; şımarıklığa, aşırılığa, dolayısıyla nimetin zevâline engel olma irâdesidir. Sabır, belâyı daha başka belâlara sebep kılmama, günahı günahlara gerekçe yapmama disiplinidir. Hadisimiz, bu irade ve disiplinin sadece olgun mü’mine has olduğunu haber vermekte, imanın, tepkilerimize olan etkisini gözler önüne sermektedir.
Sabrın, âdetâ kendi kendini yenileyen bir özellik taşıyor. “Kim sabretmek için gayret sarfederse, Allah ona sabır verir” beyanı, sabrı temin eden gücün yine bizzat sabır olduğunu anlatmaktadır.
Kur'ân-ı Kerim'de geçen sabırla ilgili ayetler...
Gönlün en büyük bahtiyarlığı; fânî câzibelerin esaretinden kurtularak Cenâb-ı Hakkʼın dostluğuna liyâkat kazanabilmesidir. Karşılaştığı ilâhî imtihanlarda; sabır, sebat, hamd, şükür, rızâ ve teslîmiyetle olgunlaşa olgunlaşa, ilâhî muhabbete lâyık hâle gelebilmesidir.
"Kim de sabretmeye gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiç bir kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lutufta bulunulmamıştır." hadisi gereğince bir müslüman hangi durumlar karşısında sabır göstermeli ve Allah'tan sabır dilemelidir?
Özellikle dini sohbet edenler, kardeşlerinin her hâliyle ilgilenmeli, dertleriyle dertlenmeli, sevinçleriyle sevinmeli ve onları hakîkî bir dost bilmelidir. Dostluk ve kardeşliğin hâl lisânına da âşinâ olmalıdır.
Sabır, büyük ve çetin bir imtihan mevzuudur. Sabrın dünyevî tarafı acı, fakat uhrevî tarafı ilâhî mükâfatlarla doludur.
Tasavvuf, kâmil insan yetiştirme sanatıdır. Bu sebeple sabır ve sebâta en fazla ihtiyaç duyulan bir yoldur. Tahammülsüzlük, şikâyet ve bezginliğin başladığı yerde tasavvuf biter.
Kâmil mü’minler, kendilerini inciten bir hâdise karşısında, öncelikle o muâmeleye müstehak olup olmadıkları yolunda bir nefis muhâsebesine yönelirler. Böylece, mâruz kaldıkları cefâlardan da mânen istifâde imkânı elde ederler.
İnsan, ancak nefs engelini aştıktan sonra, iptilâ ve meşakkatlere lâyıkıyla sabır gösterebilecek ve onları gönderene karşı râzı olabilecek bir dirâyete erişir. Bunlar, mâneviyat yolundaki med-cezirlerin cilveleridir.