Hz. Peygamber (s.a.v.), her nimetin bir külfeti ve bedeli olduğunu, her külfetin de mutlaka bir nimete vesile olacağını söylüyor. Yani büyük neticelere büyük fedâkarlıklar sonucunda erişilir.
İslam'da başa gelen dünyevî bir belâ ya da musibetin ağırlığı karşısında ölüm istemek yasaktır. Çünkü böyle bir hareket -Allah korusun- neticede intihara kadar gidebilir. Halbuki sabır gösterip dayanmak o sıkıntıdan kurtulmaya vesile olacaktır.
Efendimiz, başına gelen sıkıntıya sabreden müslümanın günahlarının, güz mevsiminde ağaç yapraklarının dökülmesine benzer şekilde döküleceğini müjdelemiştir.
Peygamberler, insanlara davetlerini ulaştırmak için nice sıkıntıları göğüslemişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), önceki bir peygamberin halini anlatarak, kendi tutumuna delil getirmekte, sabrın peygamberlerce paylaşılan bir meziyet olduğunu göstermektedir.
Bir milletin istikbâlini önceden görebilmek kerâmet değildir. Zira gençlerin temâyüllerini seyretmek, bunu teşhis için kâfîdir. Her devrin gençliği kendi karakterine uygun bir şekilde enerjisini harcayabileceği ayrı bir heyecan âleminde yaşar. Bu yaşayış da bütün bir milletin âdeta nabzı olur. Başka bir ifadeyle her millet, gençliğinin his ve fikir dünyasına göre şekil alır.
Dünyada belâya sabır, âhirette insana cenneti kazandırır. Gücü yeten için azimete sarılmak, ruhsat ile amel etmekten daha üstündür.
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.” [1]
Bilinen bir gerçektir ki, insan zamanla her şeye alışır ve dayanır. Zor ve önemli olan, belâ ve musibetle ilk karşılaşıldığı anda ona dayanabilmektir. Bu sebeple istenmeyen hallerle ilk karşılaşma anlarında sabırlı davranmak, o ânı geçiştirmeye bakmak gerekmektedir.
Sabır gerektiren büyük imtihanlara sadece müslümanlar değil, önceki ümmetlerden bazı mü’minler de tâbi tutuldu. Onların inançları uğrunda katlandıkları işkenceleri hatırlatarak, müslümanların, karşılaştıkları sıkıntılara sabretmelerini, dinlerine olan bağlılık ve güvenlerini yitirmemeleri bu kıssada anlatılmaktadır.
Hz. Peygamberin son anlarını gören kızı Hz. Fatıma'nın yaşadığı üzüntü ve sabrı ümmete örnek olmuştur.