Hazret-i Mevlânâ “Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen, asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan, odur. Bedenine, yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü onu gereğinden fazla besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezîl olup gidiyor. Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdâlar sun da, gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin.” sözleriyle bizlere manevi gıdalanmamız gerektiğini söyler.
Cimrilik, israf ve ihtiras… İnsanın dünya ve âhireti için belâ olan, üç kötü huy!.. Ebedî saâdete kavuşabilmek için, bunların mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
Yaşanmış, târihî bir vâkıa olan şu misal, her hâlükârda, tevekkül ve teslîmiyetle Allâh’a sığınan bir kulun Cenâb-ı Hak tarafından bazen düşmanı eliyle bile nasiplendirildiğinin güzel bir misâlidir.
Mesnevî: “Rızıklar denizini, bir testiye dökecek olsan, ne kadarını alır? Ancak onun istiâbı kadar… Yani her mahlûkun ancak kendine takdir olunan nasibi…” (c.1, 20)
Kırklareli'de yoksulluk nedeniyle çocuk yaşta sırtlandığı hayat yüküne boya sandığını da ekleyen Gülhane, 65 yıldır ayakkabı boyayarak evini geçindiriyor.
Cimrilik gibi, israf da kötü bir alışkanlıktır. Dinimiz her işte orta halde olmayı emreder, aza kanâat eden, rızkını kolaylıkla temin eder. Geçim sıkıntısı çekmez. Bu bakımdan daimi huzurlu olur. Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-, hep rızkının kifayet mikdarı olmasını Cenâb-ı Hak’dan niyaz ederlerdi.
Zuhruf, altın ve mücevher demektir. Muhtevasında bunlardan söz edilmesi ve Allah’ın insana sahip olduğu maddî değerlere göre değil, inanç ve davranışlarına göre kıymet verdiğinin anlatılması sebebiyle sûreye bu ad verilmiştir. İşte Zuhruf Sûresi'nden altın öğütler...
Dünya imtihanının Leylâlarına takılıp onlardan Mevlâʼya intikal edememek, -hayır veya şer- başa gelen her şeyin ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu düşünememek, rızkın peşinde koşarken Rezzâkʼı unutma nankörlüğüne düşmek; insanı bu âlemdeki fânî sebeplere bağlanıp müsebbibüʼl-esbâb olan Rabbini unutma gafletine dûçâr eder.
Nasıl ki Güneş, ısı ve ışığından istifâde etmek isteyenlerden ricâ ve yalvarma beklemezse, firâset sahibi müʼminler de kendilerinden beklenenleri, söylenmesine gerek kalmadan yerine getirmelidirler…