Rasûlullah (s.a.v) İslâm’a dâvet ettiği insanlara ve terbiye etmek istediği ashâbına Kur’ân-ı Kerîm okur ve öğretirdi.
Allah Rasûlü (s.a.v) kâinâta muallim ve terbiyeci olarak gönderilmiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v), hayatının her karesinde, tâlim edeceği bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmıştır. Onun hayatından örneklerle eğitim usûlü...
Peygamber Efendimizin ümmetine muhabbeti, elbette bir babanın evlatlarına muhabbetiyle mukayese edilemeyecek derecede büyük ve şiddetlidir. Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Hazret-i Peygamberin “Ey ashabım! Ey ümmetim! Ben size bir babadan daha şefkatli ve merhametliyim.” (c.3, 1934) sözleriyle bu durumu anlatıyor.
Peygamber Efendimize bildirilen üç hakîkat...
Ucu kıyâmete kadar uzayan aşk kâfileleri, O’nun sevgi ve heyecânı ile akmaktadır. Cihân, O’nun güneşten daha parlak olan nûru ile aydınlanmıştır. Îmanın lezzetine O’nunla erişilmiştir. O’nu fânîler tariften âciz kalmıştır.
Beşeriyetin en büyük ahlâk âbidesi, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir. O’nun en iyi tâkipçileri de ashâb-ı kirâm ve Hak dostlarıdır. Onların izinden yürümenin kadrini idrâk ederek yaşayan mü’minler de, insanlık şeref ve haysiyetine yaraşır bir ahlâk-ı hamîdeye sahip olmuşlardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) «Ben mizah yaparım, ancak dâimâ doğruyu söylerim!» buyuruyor. Şakalaşmak, latîfe yapmak sünnettir, fakat gönül kırmadan, bilâkis gönül alarak yapıldığında.
Dr. Murat Kaya'nın kaleminden "Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den 111 Hayat Ölçüsü" yayınlandı.
Yine aslî mânâsıyla “imam” kelimesi de; başta peygamberlerin, sonra da onların izinden giderek toplumlara; hâliyle, kāliyle, davranışlarıyla dâimâ hakkı, hayrı ve hidâyet yolunu gösteren, onlara istikâmet veren önderlerin vasfını ifade eder.
Zihin ve gönül dünyamızda “cemaat” kelimesi, Allah rızâsı için bir araya gelen güzîde bir topluluğu ifade etmektedir. Müslüman aslâ ferdiyetçi, hodgâm ve bencil olamaz. Mü’min, mutlakâ İslâm cemaatinin bir mensubu, müdâvimi ve mütemmimi olmak zorundadır.