Geçen günlerde bir dersimizde, Peygamber Efendimiz ve ashâbının nasıl işkencelere mâruz kaldığı konusunu işlerken, bir öğrencim dayanamayarak ayağa kalktı ve: “Hocam, ben dayanamıyorum, anlayamıyorum… Neden eskiden beri hep müslümanlar çile çekiyor? Neden hep müslümanlar zulüm altında? Neden hep müslümanlar fakir?! Düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum…” diyerek gözyaşlarına boğuldu.
İnsanoğluna sayılı günler hâlinde lutfedilmiş olan hayat nîmeti, ilâhî bir imtihan vesîlesidir. Akıllı insan, bu kıymetli ve mahdut imkânı en güzel şekilde ve dolu dolu geçirmenin yollarını arar.
Allah'a (c.c) ve Resulü'ne (s.a.v) duyulan muhabbet kadar güzeli var mıdır? Kişiyi Ebubekir yapanda Ebu Cehil olarak andıranda bu muhabbet ve sevgidir. Kiminin kalbinde güller açarken, kimisinin kalbi çorak arazilere döner.
Ebû Bekre Es-Sekafî, çok ibadet etmesiyle tanınan bir sahâbî idi. Rivayet ettiği bu hadîs-i şerîfi hayatı boyunca tatbik etti. Bu sebeple de ashâb-ı kirâm arasında çıkan anlaşmazlıkların hiçbirine katılmadı.
İslâm; temizlik, nezâket ve zarâfet dînidir. Müslümanların kalbî hassâsiyetleri kadar dış görünüşlerine de îtinâ göstermeleri îcâb eder. Bu bakımdan bedenleri, elbiseleri, oturdukları mekân ve yaşadıkları çevre; temizlik, tertip, nezâket ve zarâfet itibârıyla insanlığa numûne olmalı, etrâfa huzur tevzî etmelidir.
Ebû Mûsa el-Eş`arî, 360 hadis rivayet etmiş, 63 yıllık hayatının çoğu İslâm’a ve insanlara hizmet etmekle geçen muhterem bir sahâbîdir. Çok güzel bir sesi olduğu için Kur’an okumaya başlayınca herkes derin bir huşû ile onu dinlerdi.
Hakk’a vuslat yolunda mesâfe alabilmek; ancak Kur’ân-ı Kerîm’in hükümlerine itaat etmeye, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Sünnet-i Seniyye’sine riâyet etmeye ve Allah dostlarının örnek hâl, ahlâk ve davranışlarına büyük bir titizlikle tâbî olmaya bağlıdır. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri de bütün Hak dostları gibi, Sünnet-i Seniyye’yi büyük bir şevk ile îfâya gayret ederdi. Ondan zerre kadar tâviz vermezdi.
İbadetleri makbul ve değerli kılan kalbdir. Bu sebeple öncelikle kalbi kin ve haset gibi mânevî ve ictimâî hastalıklardan arındırmalı, mükemmel hâle getirmeye çalışmalıdır.
Mânevî eğitim, oturma işi değildir. Bilâkis o, yüksek bir enerji gerektirir. Sohbetçi, çevresine hayranlık veren bir İslâm şahsiyeti, sağlam bir karakter ve güçlü bir rûhâniyet tevzî etmelidir. Bunun için de en başta sohbetçinin kalbi, müsbet enerjiyle dolu olmalıdır. Aksi hâlde sohbet, dört duvar arasındaki kuru bir beraberlikten öteye geçemez.
Hayır ve iyilik yapmanın çok çeşitli yolları bulunduğuna işaret eden Peygamber Efendimiz, buna bir misâl vermek istemiş, misâli de üzerinde her zaman önemle durduğu bir konudan seçmiştir: İnsanın hayat arkadaşı olan hanımıyla hoşca geçinmesi. Eşiyle iyi geçinmeye çalışan kimse hem hayat arkadaşını mutlu eder, hem de kendisi mutlu olur. Yemek yerken eşini sevindirmek için onun ağzına verilen lokmayla bile hayır ve iyilik yapılmış olur.