Hadis râvisi olan Süleyman İbni Surad el-Huzâî radıyallahu anh’ın İslâm öncesi dönemde adı Yesâr’dı. Peygamber Efendimiz bu adı Süleyman’a çevirmiştir.
Selmân -radıyallâhu anh-’ın Allah yolundaki fedâkârlıkları, Peygamber Efendimiz’e muhabbeti ve Sünnet-i Seniyye’ye bağlılığı, onun Ehl-i Beyt’ten sayılmasına vesîle olmuştur. Selmân -radıyallâhu anh-, her hâliyle ve bilhassa da Allah yolundaki fedâkârâne gayretleriyle öyle güzel bir numûne şahsiyet hâline gelmişti ki, Ensâr ve Muhâcirler “Selmân bizdendir.” diyerek onu paylaşamaz olmuşlardı.
Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla Ankara Etnografya Müzesi'nde 4. kez açılan Sakal-ı Şerif sergisi, 2 Temmuz'a kadar ziyaret edilebilecek.
Peygamberimiz’in sevgisine lâyık olmak için ne yaptığımıza bir bakalım. Günlük hayatımızda Kitap ve sünnete bağlılığı ne kadar gözetiyoruz? Sadece belli zamanlarda değil, her zaman Rabb-i Rahîm’in rızâsını, Rasûlullah (s.a.v.)’in hoşnutluğunu gözetmekte ne kadar titiz davranıyoruz? Peygamber sevgisini yetişmekte olan kuşaklara taşımayı ne kadar dert ediniyoruz?
Kur’ân’ın tatbik edilmiş hâli olmasından dolayı sünnet, Kur’an’ın yanında İslâm’ın vazgeçilmez ikinci kaynağını oluşturmaktadır. Allah’ın kitab’ı ve Rasûlü’nün sünneti, ayrılmaz iki kaynak olarak İslâm toplum yapısının hem teşekkülünü, hem de özelliklerini yitirmeden devamını sağlamıştır.
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan ile Hz. Peygamber ve ümmeti üzerine bir söyleşi...
Her nimet karşılığında bir şükrü gerektirir. Nimetlerin en büyüğü olan Peygamber nimeti de bundan istisna değildir. Yüce Rabbimiz lütfettiği bu nimete şükür olarak Kutlu Elçisine sık sık salat u selam getirmemizi emir buyurmuştur.
Sâliha anne, ilâhî kudretin insanoğluna lutfettiği bir rahmet kucağıdır. Aile ocağındaki fertlerin taşkınlıklarını, bilhassa çocukların usandırıcı hırçınlıklarını eritecek fazîlet cevheri, anne yüreğidir. Fedâkâr ve sâliha bir anne, cidden engin bir sevgiye, derin bir saygıya ve ömürlük bir teşekküre lâyıktır.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz vefât ettiğinde, Ensâr ve Muhâcirler, Sakîfe’de Hazret-i Ebû Bekir’e bey’at ettiler. Bir gün sonra umûmî bir bey’at daha oldu. Böylece Peygamber Efendimiz’in en samimî dostu, yâr-ı ğâr’ı (mağara arkadaşı), kayınpederi, veziri, müsteşarı İslam tarihinin ilk halîfesi oldu.
Genç Dergisi 127. sayısında "Özlediğim Dediği Kardeşi Misin?" diyor.