Çanakkale Zaferi, böyle büyük kahramanların canları mukâbilinde bize sundukları bir muvaffakıyet ve hediyedir. Ve bu şanlı müdafaa harbinin her zafer hamlesinde aşağıdaki gibi bilinen ve bilinmeyen nice misâller mevcuttur.
Osmanlı Devleti, 1. Cihan Harbi'ne nasıl girdi? İş başındaki İttihat ve Terakki yönetimi neler yaptı?
Ecdâdımız, Efendimiz’i kalplerinde öyle müstesnâ bir yere koymuşlardır ki, günlük hayatlarından, yazdıkları na’tlere kadar her sahada O’nun adını zikretmeyi ve şefâatini dilemeyi bir düstûr hâline getirmişlerdir.
Çanakkale harbi esnâsında düşman donanmasının Marmara denizini geçebileceği endişesi ile tedbir olarak pâdişah ve hükûmetin Eskişehir’e nakli kararlaştırılmıştı. İşte bu durumda II. Abdülhamid Han çok yerinde bir karar alarak herkese âdeta tarihi bir ders verdi.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır seferine çıkmadan önce gördüğü rüya ve seferde yaşadığı manevi haller Osmanlı ordusunu geçilmez çöllerden geçirmiş âdeta orduya manevi rehberlik yapmıştı.
Osmanlı Devleti, onu kuran kitlenin rûhundaki saf ve berrak îman ile bu îmânın hayat ve hâdiselere aksettirilişindeki liyâkat ve mükemmellik bereketiyle sür’atli bir yükseliş seyri takip etmiştir. Ancak o devrin bütün mâneviyat sultanları da, kendilerini hem zâhir, hem de bâtın cihetinden irşâd edip teveccühte bulunmuşlardır.
Meşhur tarihçi İbn-i Haldun’un (v. 1406) Dünya tarihi mâhiyetindeki “Kitâbu’l-İber” isimli eserine giriş olarak yazdığı, fakat ayrı bir basımı da yapılıp “Mukaddime” ismiyle meşhur olan kitabındaki “Biyolojik Nazariye”ye göre, şu fânî âlemde devletlerin de tıpkı insanlar gibi tabiî bir ömrü vardır: Doğar, yaşar ve ölürler.
Yahûdîler, Filistin’e göç edip yerleşmek gibi ilk nazarda mâsumâne görünen arzularının Sultan Abdülhamîd tarafından mutlak bir sûrette redde mahkûm olduğunu gördükten sonra, artık o büyük şahsiyeti bertaraf etmedikçe emellerine ulaşamayacaklarını düşündüler.
Abdülhamîd Hân’ın hal‘inden beri yetim kalan nice Türk ve Müslüman unsurlar, kendilerine bir baba veya vefâkâr bir ağabey arayışı içindedir.