Çanakkale harbi esnâsında düşman donanmasının Marmara denizini geçebileceği endişesi ile tedbir olarak pâdişah ve hükûmetin Eskişehir’e nakli kararlaştırılmıştı. İşte bu durumda II. Abdülhamid Han çok yerinde bir karar alarak herkese âdeta tarihi bir ders verdi.
Parada, kazanılma keyfiyetine göre değişen bir çekim kânunu cârîdir. Para, yılan gibidir; geldiği delikten gider. Helâl kazanç, hayır ve fazîletlere vesîle olurken, haram kazanç da şer yollarda eriyip gider. Bu itibarla bir malın helâlliği, sarf edildiği yere bakılarak da görülebilir.
1976 yılından bu yana İstanbul’u sevdirmek için çeşitli gezilere rehberlik yapan gazeteci-yazar Fahri Sarrafoğlu, İstanbul sevgisini gençlere aşılamak için hayatını bu yola adamış bir “İstanbul gönüllüsü” ya da kendi deyimiyle “İstanbul seyyahı”. Fahri Sarrafoğlu, yaptığı işi şu şekilde özetliyor: “Anlatmak için girdiğim her camiye ilk defa giriyormuş gibi hissederek buradaki tarihi anlatıyorum; başka türlü anlatamam, öğrenemem, hissedemem. O zaman bu işi para için yapmış olurum. İş, ruhaniyetten çıkar. Evet işimi profesyonel yapıyorum, eyvallah! Ama İstanbul’u o amatör ruhumla anlatıyorum.” İstanbul seyyahı, gazeteci-yazar Fahri Sarrafoğlu ile yıllardır gençlerle yaptığı "İstanbul gezileri" üzerine konuştuk.
İslâm tarihinin sahâbe devrinden sonra en ihtişamlı devrini teşkil eden Osmanlı Devleti, pâdişâhından çobanına kadar bütün müʼmin halkının müstesnâ bir Peygamber aşkıyla temâyüz ettiği bir devlettir.
İttihat ve Terakkî idâresinin cehâlet ve hıyânetinin lâyıkıyla anlaşılıp takdîr edilebilmesi için, kiliseler meselesinin kısaca îzâhı zarûrîdir.
Dünyanın her yerinde hidâyet bekleyen nice insan bize emanet, muhtaçlar bize emanet, yalnızlar bize emanet; garipler, kimsesizler, yetimler bize emanet… Az veya çok dünya malı bize emanet, her şey bize emanet…
Memleketi yağmayla talan eden İttihat ve Terakkî erkânı, Sultan Abdülhamîd Hân’ın bertarafıyla rahatça kuruldukları mevkîlerde ülkeyi câhilâne bir sûrette idâre etmeye başlamışlardı. Yumuşak huylu bir pâdişah olan Sultan Reşad, kendilerinin elinde âciz bir kukladan farksızdı.
İnsanın yaratılışıyla başlayan âile hayatı, hiç şüphesiz ebediyet yolculuğumuzda varacağımız neticeyi belirleyecek yegâne aynadır.
Osmanlı Devleti, onu kuran kitlenin rûhundaki saf ve berrak îman ile bu îmânın hayat ve hâdiselere aksettirilişindeki liyâkat ve mükemmellik bereketiyle sür’atli bir yükseliş seyri takip etmiştir. Ancak o devrin bütün mâneviyat sultanları da, kendilerini hem zâhir, hem de bâtın cihetinden irşâd edip teveccühte bulunmuşlardır.
Yüzakı Dergisi, 2016 yılının ilk sayısında "Âhiretsiz Yaşanan Dünya: İnsanlık Felâketi" başlığıyla çıktı. İşte Yüzakı'nın 131. sayısı...