Cenâb-ı Hakk’ın esmâsından biri de “es-Sabûr”dur. Yâni Cenâb-ı Hak, kullarına mühlet verir ve bu zaman zarfında kendisine nankörlük edenlere dahî rızık vererek sabreder. Eğer Rabbimiz, dünyâda mücrimlerden hemen intikâm almak dileseydi, kâinât ne hâle gelirdi?.. Bir düşünmeli!..
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin kaleme almış olduğu "Sâliha Hanım" eseri Yüzakı Yayınları tarafından yayımlandı.
Ashâb-ı kirâm, îman nîmetinin bedelini ödemek için büyük cefâlara katlandılar. Mekkeʼde yıllarca zulüm, işkence ve ambargolara mâruz kaldılar. Evlerini, servetlerini, yurtlarını bırakıp sırf kalplerindeki îmânı muhâfaza için Medîneʼye hicret ettiklerinde ise, bir taraftan müşrikler, bir taraftan münâfıklar, bir taraftan da Yahudilerin, yani üç kıskacın arasında bir tevhid ve var oluş mücâdelesi verdiler.
O kadar mütevâzi olun ki, kimse kimseye böbürlenmesin; kimse kimseye zulmetmesin.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Rabbimiz'in bizden nasıl bir karakter istediğini ve Hakk dostlarının hikmetli sözlerinden bahsediyor...
İnsan, birkaç gün misafir olarak bulunduğu bu dünyada kendini aldatır. Her gün cenâze sahnelerini seyrettiği hâlde, ölümü kendine uzak görür. İnsanlar bu ibretli yolculuğu idrâk etmiyorlar mı?
Toplu olduğunuz müddetçe kimse sizi yenemez; lâkin ayrılırsanız, çabuk kırılır ve bozguna uğrarsınız.
Allah için olan hakîkî kardeşlik, farklı bedenlerin bir kalp ile yaşaması gibidir.
Ölümü bilen, fânî dünya lezzetlerine, bu hayatta yolcu olduğunu bilen de misafirhânedeki oyuncaklara aldanmaz!
Yeryüzündeki tüm kudret, zenginlik ve ihtişamına rağmen insanoğlunun bu dünyada (hiç) sahip olamayacağı çok mühim bir şey vardır.