Îman bir lütuf olduğu kadar bir mes’uliyettir. Bu büyük nîmetin bedeli; hamd, şükür, takvâ ve âhiret merkezli bir hayatla ödenir.
Vedûd olan Allah’ı tanımak, O’nu zikretmek ve kalbi mârifetle olgunlaştırmak… Muhabbetullâh, kuru bir iddia değil; zikir, kulluk ve ihlâsla kazanılan ilâhî bir gönül hâlidir.
Modern çağın menfî propagandaları, zayıflayan dînî eğitim ve artan gaflet; gençliği ateizm ve deizme sürüklüyor. Peki bu savrulmanın arkasındaki gerçek sebepler neler, evlatlarımızı bu fikrî kuşatmadan nasıl muhafaza edebiliriz?
İmanla yaşamak kadar imanla göçebilmenin de ehemmiyetine dikkat çeken bu ibretli kıssalar, âriflerin neden ömür boyu âkıbet endişesi taşıdığını ve insanı son nefese hazırlayan hassas kulluk şuurunu gözler önüne seriyor.
Sevgi, karşılık beklemeden vermeyi; hatta sevdiğinin bilmesini bile istemeyecek kadar incelmeyi gerektirir.
Hazret-i Mevlânâ’nın dile getirdiği ilâhî aşk; gönlü yakıp arındıran, teni aşarak ruhu ebedî hayata hazırlayan bir vuslat ateşidir.
Ecel vakti gizlidir; çünkü kul her an hazırlıklı olsun diye… Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin hikmet dolu sözleri ışığında ölümün ibretleri, ecelin sırrı ve tefekkür-i mevtin kalbe bıraktığı mesajlar bu yazıda ele alınıyor.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) muhabbetullah ile yoğrulmuş duaları, kulun Allah’a yakınlaşmasının en sâf ve en güzel yolunu gösteriyor.
Hak dostlarının öğütleri, sözün ve manânın uyumuyla gönüllere işliyor; sözden öte, kalpten gelen bir rehberlik sunuyor.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) niyazlarında, sahabenin sadakatinde ve ibret dolu kıssalarda ‘Allah sevgisinin’ nasıl bir kalp terbiyesi meydana getirdiği anlatılıyor.