Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her tabakadan insana en mükemmel davranış ölçüleri sergileyerek örneklik teşkil etmiştir.
Müʼmin; kibirden kaçınarak vakârı koruyabilmek, lâubâlîlikten sakınarak samimiyeti muhafaza etmek, zillete düşmeden mütevâzı olabilmek sûretiyle, bu husûsiyetlerin hudutlarını iyi tayin edebilirse huzur bulur. Şâyet bunlar arasındaki hassas dengeyi koruyamazsa, hüsrandan kurtulamaz.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) cennetlik olduğunu müjdelediği sahabinin iki özelliği...
Ahlâkı güzelleştirmenin zorluklarından biri de zor zamanlarda imtihan edilmesidir.
Güzel ahlâk sahibi olmak kolay değildir. Kalbin sanatıdır. İnsan; gözüne, diline veya dudağına hükmedebilir. Onları yumabilir, tutabilir, susturabilir. Biraz irade eğitimiyle bu mümkündür. İşte oruç ibâdetinde bunu tâlîm ediyoruz. Fakat kalbi susturmak, işte bu o kadar kolay değildir. Büyük bir cehd ister. Tezkiye ister.
İstanbul’da lise eğitimine başlayan ufuk, ideal ve firaset sahibi gençler bir araya geliyor. Okul dışı zamanlarının kıymetini bilen, akademik başarı ve şahsiyet gelişimini önemseyen liseli gençler için “Şahsiyet Akademisi” kayıtları başladı.
Sevdiğinin sevdiklerini sevmek, gerçek sevginin en âşikâr alâmetidir. Peygamber Efendimiz’in sevdiği şeyleri sevmek de, ashâb için büyük bir zevkti. Katık olarak sirke ve yemek olarak kabak bu tür yiyeceklerdendir.
Rabbimizin görünür-görünmez sayısız nimetlerinden biri de hiç şüphesiz “mal sahibi olma nimeti”dir. Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Sâlih bir adam için mal ne güzel bir nimettir”1 ifadesi, Müslümanın malla ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair ince manalara işaret eder. Her nimet, saygıyı ve şükrü hakeder. Yine her bir nimetin -ilâhî ölçülere dikkat edilmeyecek olursa- yoldan çıkarıcı ve saptırıcı bir yönü de vardır. Öyleyse mala-mülke düşman olmak ya da ondan nefret etmek değil, onu doğru bir şekilde değerlendirecek “sâlih adam” olmak esastır.
Sahâbî: Mekke’de îmânı uğruna canını ve malını tehlikeye atmaktan çekinmedi. En ağır zulümlere karşı dahî îmânından tâviz vermedi. Îmânını korudu. Medine’de dînini yaşamak için bütün fedâkârlığa katlandı. Büyük bir aşk ve vecd içerisinde emirleri yerine getirdi. Cihâd etti.
Allâh’ı ve Rasûlullâh’ı seviyorsak, bunun testi nedir? Bunun imtihanı ve ispatı ne iledir?