İnsanoğlu kendi başına sırât-ı müstakîmde dosdoğru yürümek husûsunda za’fiyet gösterip nice hatâlara düşmeye müsâid bir varlık olduğundan Cenâb-ı Hakk, onu kendi fazlından peygamberler ile takviyelendirmiştir.
Peygamberler beşeriyyetin en emîn kimseleridir.
Peygamberler gizli ve âşikâr her türlü mâsiyet ve günâh işlemekten uzaktırlar. Onlar ismet sıfatına sahiptirler.
Hak dostlarının Kur’ân tilâveti nasıldı? Hak dostları Kur’an ile amelleri ve münasebetleri nasıldı?
Kur’ân-ı Kerîm, ilâhî kitapların «hıtâmuhû misk» kabîlinden hepsini şâmil ve en mükemmelidir.
Peygamberler insanlar içinde her bakımdan bilhassa akıllı ve uyanıklık açısından en üst derecededirler. Onlar, kuvvetli bir hâfıza, yüksek bir mantık ve iknâ kabiliyetine sahiptirler.
Aziz Mahmud Hüdâyî Vakfı’nın düzenlediği Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Paneli 16 Aralık’ta Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
İlâhî Kitaplar Cenâb-ı Hakk’ın kelâm sıfatının beşer kelâmı ve idrâkine in’ikâsıdır.
Bazı durumlar vardır ki bunlar kendi arzu ve isteğimizin dışında gerçekleşir ki, tamamen kader ve kazânın tecellîsinden ibarettir. Bunun aksine hareket aslâ mümkün değildir. Doğmak, ölmek, dirilmek, uyumak, acıkmak, cesedî yapımız, ömür süremiz ve benzerî durumlar hep kaderin bu kısmına dâhildir. Bunlara kader-i mutlak da denir ki, insanoğlu zarûreten tâbî olduğu bu fiillerden mes’ûl değildir.
Allâh’ın irâdesi, bütün oluşlarda mevcuddur. O’nun irâde ve kudretinin dâhil olmadığı hiçbir şey gerçekleşmez. Bir toz bile yerinden kalkamaz ve küçük bir sineğin kanadı kıpırdayamaz. Allâh Teâlâ, ilm-i küll sahibi olduğundan, olmuş ve olacak her şeyi bilir. Olacak bir şeyin ezeldeki takdîri “kader”, onun gerçekleşmesi ise “kazâ”dır.