Hak Dostlarının Kur’ân Tilâveti

Hak dostlarının Kur’ân tilâveti nasıldı? Hak dostları Kur’an ile amelleri ve münasebetleri nasıldı?

Fudayl bin Iyâz -kuddise sirruh-:

“–Kur’ân kendisiyle amel edilmek üzere inzâl buyruldu. İnsanlar ise onun sadece okunmasını amel edindiler!” demişti. Bunun üzerine ona:

“–Kur’ân ile amel nasıl olur?” diye soruldu.

Hazret şu cevâbı verdi:

“–Helâl kıldığı şeyleri helâl, haram kıldığı şeyleri haram kabul edip onları hayâta tatbik etmek, emirlerine tâbî olmak, nehiylerinden kaçınmak ve hayranlık verici ifâdeleri üzerinde durup (Allâh’ı tesbih etmek, o hususları iyice araştırmak ve tefekküre dalmakla) olur.” buyurdu. (Hâtîb el-Bağdâdî, İktizâü’l-İlmi’l- Amele, s. 76)

Kur’ân-ı Kerîm’in bir âyetinde bile nice engin mânâlar mevcuttur. Nitekim İmâm Şâfiî –rahmetullâhi aleyh-:

“İnsanlar Asr Sûresi’ni hakkıyla tefekkür ve tedebbür etseler, sadece bu bile onlara kâfî gelir.” buyurmuştur. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, [Asr Sûresi])

Büyük İslâm âlimlerinden Asmaî, Kur’ân üzerinde tefekküre dâir bir hâtırasını şöyle nakleder: Bedevînin biri, Halîfe Hişam bin Abdülmelik’in yanına gelmişti. Hişam ona:

“–Bana nasihatte bulun, ey bedevî!” dedi. Bedevî, Halîfe’nin tefekkürünü Kur’ân’a yönelterek şöyle nasihat etti:

“–Nasihatçı olarak Kur’ân yeter! Kovulmuş şeytandan Allâh’a sığınırım. Rahmân ve Rahîm olan, işiten ve bilen Allâh’ın adıyla:

«Yazıklar olsun ölçü ve tartıya hîle karıştıranlara! Onlar insanlardan bir şey ölçerek aldıklarında tastamam alırlar. Satarken ise eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir günde (hesap vermek için) diriltileceklerini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? Öyle bir gün ki, insanlar o günde Âlemlerin Rabbi’nin huzûrunda dîvan duracaklardır.» (el-Mutaffifîn, 1-6)”

Bedevî sözlerine şöyle devam etti:

“–Efendim, bu, ölçü ve tartıda eksik yapanların cezâsıdır. Tamamını haksız olarak alan kimselerin cezasını artık siz düşünün!” (İbn-i Abdirabbih, Bedevî Arapların Özdeyiş ve Âdetleri, İstanbul 2004, s. 57)

Meşhur Osmanlı âlimlerinden Muhammed Hâdimî şöyle der:

“Her türlü sıkıntı, belâ ve musîbetten kurtulmanın yegâne yolu, Kur’ân’a sarılmak ve onu hayâta tatbik etmektir. İbadet ve tâatlere devam edin! Bilhassa en fazîletli ibadetlerden olan tedebbür, tertîl ve edeple Kur’ân-ı Kerîm okumaya iyi sarılın! Zira Kur’ân’ı böyle okumak, Allah ile konuşmak gibidir.” (Bkz. Hâdimî, Mecmûatü’r-Resâil, s. 112, 194, 200)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Tefekkür

KURAN-I KERİM OKUMANIN FAYDALARI

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.